1.12. Hayata Tutunmak
Evden çıkalı on dakika olmuştu. Aptal taksilerin hiçbiri durmuyordu. Otobüs ise hala gelmemişti. Deli gibi dolaşıyordu durağın etrafında. Birkaç kez daha Bay J.S'yi aramıştı fakat telefonu hala kapalıydı. Uçak modunda olsa da internete bağlıdır diye umarak mesaj atmıştı fakat iletilmemişti.
E: Her şey yolunda mı?
Neden telefonun kapalı?
Mesajlarımı aldığında hemen yaz.
Lütfen!
Taksilerden biri durduğunda hemen bindi ve The Rice'a gitmesini söyledi. Saat 18:18'di. Ondan son mesaj geleli 25 dakika olmuştu. Aptalca bir maceraya atılmıştı. Kesinlikle işin sonunda hiçbir şey olmayacaktı. Aptal durumuna düşecekti. Fakat intihar kokan bir mesajdan sonra kapatılan telefon kesinlikle iyiye işaret değildi. En başta Lucy'ye sorsaydı her şey hemen hallolurdu. Ama Bay J.S ile konuştuğunu başkasının bilmesini istemiyordu. Ona özel bir arkadaş olarak kalmasını istiyordu.
Taksiciye hızlı gitmesini söyledikçe adam şehiriçi hız kuralını hatırlatıyordu ve Emma çıldıracak gibi hissediyordu. The Rice'a gelene kadar kalbi kaburgalarının her yerine çarptı. Paranın üstünü bile almadan arabadan indi ve koşar adım bara girdi.
Hafta sonu olduğu kadar kalabalık değildi. Hatta oldukça sakindi. Kolejden birkaç kişi ve tek tük başka müşteriler vardı. Kolejlilere yaklaştı önce. Bay J.S aralarında yoktu. "Şey, afedersiniz,"derken kolejliler bayağı ilgisizdi. "S-Spike'ı gören oldu mu?" Tedirginliği ses tonuna yansımıştı.
Kızlardan biri kıkırdadı, "Tatlım Spike'ı sadece bir kez gördüysen unut gitsin. Tek gecelik biriyle tekrar takılmaz." Emma midesinin bulandığını hissetti. Nasıl birinin peşine düşmüştü durup dururken? Fakat içindeki endişeyi bastırmanın tek yolu onu görmekti. Hiç kimse aldığı intihar temalı mesajı görmezden gelip hayatına devam etmezdi. Hele ki müdahale edebilecek imkanı varsa.
"Yok öyle bir şey olmadı. Ben sadece ona şey soracaktım." Ne soracaktı? Beyni yanmak üzereydi. Sonra aklına gelen fikirle hızla konuştu. "En iyi beyazları nereden bulacağımı soracaktım. Ona yönlendirmişlerdi de."
"Kaçırdın tatlım. Spike yarım saat önce çıktı. Teslim için sana yer bildirmediyse yardımcı olamam." Bu bilgiyle endişesi biraz daha artmıştı. Onunla son konuştuğu zamana uyuyordu. Saçma bir şey yapmazdı değil mi?
"Nereye gitti? Onu bulmam lazım. Biraz acil."
"Bilmem. Sen kimsin ki? Adın ne senin?"
"Kim olduğumun ne önemi var?"diye çıkıştı. "Ona hemen ulaşmam lazım."
"Narkotiğe çalışmadığını nereden bileceğiz?"
Emma onlardan bir şey öğrenemeyecekti. Sinirle bara yöneldi. Barmen sipariş almak için yaklaştığında. "Afedersiniz, şu kolejli Spike denen pisliğin ev adresi lazım. Sanırım hamileyim ve bu konu hakkında ciddi bir konuşma yapmamız gerekecek!"dedi tüm ciddiyetiyle. Adam şaşkınlıkla baktıktan sonra adresi verdi. Tiyatro dersleri bir işe yaramıştı sonunda. Elinde adresle oradan ayrıldığında yeni taksi bulması bu defa o kadar uzun sürmemişti. Bu da işe yaramasaydı Seal Town Emniyet Müdürlüğü'ne gidip tüm olanı biteni anlatıp bir şekilde ona ulaşılmasını sağlayacaktı.
Seal Town'un merkezine geldiklerinde caddeden ara sokağa saptılar. Bir iki kafeyi geçince araç durdu. Merkez, onun yaşadığı mahalleye göre daha hareketliydi. Tam bir şehirdi. İçine girdiği bina diğerlerine göre biraz daha kısaydı. Eğer kapıyı açmazsa ikinci plan hala aklındaydı. Merdivenleri hızlı hızlı çıktı. Üçüncü kata vardığında nefes nefeseydi. Saat 19:20'ydi. Son konuşmalarından bu yana 1 saat 20 dakika olmuştu ve küçük bir ihtimal bile olsa hala kendine zarar vermemiş olduğunu umuyordu.
*
Terastaki şezlonga uzanmış gökyüzünü izliyordu Spike. Şehrin uğultusu ona eşlik ediyordu. Arabaların vızıltısı, korna sesleri, insanların mırıltıları, aşağıda büyük bir canlılıkla devam eden hayat. Gökyüzünde ise işler bambaşkaydı. Sessiz, karanlık, alabildiğine geniş bir boşluk. İnsan öldüğünde de böyle hissediyor muydu gerçekten? Zihninde dönen her düşünce bitiyor muydu nihayet? Ölümün huzuru diye bir şey var mıydı? Yoksa dedikleri gibi koca bir vicdan azabıyla başbaşa mı kalıyordu?
Son zamanlarda iyi biri olmamıştı. İncittiği ruhlar, kırdığı kalpler, mahvettiği hayatlar daha şimdiden kabarık bir liste halini almıştı. Bundan sonra da dünyaya faydası dokunan biri olabileceğini sanmıyordu. Özellikle son üç senede bir ömre bedel kötülük yapmıştı. Eğer koca bir vicdan azabı söz konusuysa hissizliğine güvenmek zorundaydı. Hissizliği sayesinde o azabı hissetmeyecekti. Sonuç ne olursa olsun şimdikinden daha rahatsız edici olamazdı.
Bitmeyen beklentiler. Küçümsenen düşünceler. Umursanmayan istekler. Sonu gelmeyen yetersiz hissettirilmeler. Mükemmelliğin ortasında yaşayan en sorunlu varlık olduğu düşüncesi asla değişmeyecekti. Onlara uyarken de böyleydi, uymayı kestikten sonra da böyle olmaya devam etmişti. En azından beklentileri karşılamayı bıraktığında biraz olsun kendi olabilmişti. Fakat 'kendi' böyle onursuz bir felaketse belki de bunca zaman onu 'terbiye' etmeye çalışmakta haklılardı.
Elindeki viski bardağını dudaklarına yaklaştırdı. Kokusu ağırdı. Tadı da öyle. İçini ısıtan kaliteli viskilerden biriydi. O ve Ryan'ın favorisiydi. Yarın sabah bu şişenin yanında onu o şekilde bulduğunda muhtemelen şişeyi ölü bedeninin üzerinde parçalayacaktı. Bu düşünceyle güldü. Ölmeden önceki son gülüş...
Derin bir nefes alarak doğruldu. Daha fazla dramatize etmeye gerek var mıydı? Dünyayla vedalaşmak için yeterince beklemişti. Ahşap sehpaya bıraktığı küçük el çantasına uzandı. Kullanıma hazır bir şırınga oradaydı. Dozu istediği miktardaydı. Tek yapması gereken lastiği koluna geçirmek, iğneyi damarına yerleştirmek ve şırıngayı boşaltmaktı. Sonrası saniyeler içinde gelen bir uyuşma ve hissizlikti.
*
Üst üste zile basmaya ve kapıya vurmaya başladı. Kendine bir şey yaptıysa ve ayağa kalkabilecek haldeyse açabilirdi. 5 dakika boyunca kimse gelmedi. Evin içinde hiçbir ses yoktu. Telefonu eline aldı ve acil yardım numarasını tuşladı. Arama tuşuna bastı ve birinin hemen yanıtlamasını bekledi.
"Acil durumunuz nedir? Size nasıl yardımcı olabiliriz?"
"Merhaba, bir arkadaşım intihar edeceğine dair imada bulundu. Şu an evinin önündeyim ve kapıyı açmıyor. 1 saat 25 dakikadır kendisinden hiçbir şekilde haber alamıyorum."dedi korku dolu bir sesle.
"Adresinizi alabilir miyim? Hemen bir ekip yönlendireceğiz."
Cebindeki kağıttan adresi okumaya başladığında kapı açıldı. Karşısında onu görünce konuşmayı kesti. Kızaran ve altları hafif moraran mavi gözleri bitkin ve biraz da şaşkın bakıyordu. Siyah saçları gözlerinin önüne dağılmıştı. Üzerinde düğmeleri açık siyah bir gömlek vardı. "Hanımefendi orada mısınız?"
"Evet. Arkadaşım, kapıyı açtı."dedi donukça. Yutkundu. Gözlerini ondan ayırmıyordu.
"Peki durumu iyi mi? Size yanıt verebiliyor mu? Herhangi bir madde alımı söz konusu mu?"
"İyi misin?"diye sordu Emma. "Bir şey yaptın mı kendine?"
Spike ilk şaşkınlığı üzerinden atınca, "Senin burada ne işin var?"diye sordu. Onu görmeyi beklemiyordu.
"Kendine bir şey yaptın mı?!"diye bağırdı Emma birden. Spike irkilerek geri adım attı.
"Henüz değil."
Emma rahatlayarak nefesini verdi. "Arkadaşım iyi. Teşekkür ederim."dedi ve telefonu kapattı. Gözleri doldu birden. "İyisin."dedi tekrar. Şakaklarını ovmaya başladı. Bir buçuk saattir yaşadığı gerilim onu kötü etkilemişti. Derin bir nefes aldı.
"Neden buradasın?"
"Neden telefonunu kapattın?" Sorusu sitem doluydu.
"Benimle konuşmak istemediğini sanıyordum."
"Aptal! Öyle bir mesaj attıktan sonra telefonunu nasıl kapatırsın?"diyerek içeri daldı ve onu geri itti. Bir an başı döndü ve sendeler gibi oldu. Spike hızla onu yakaladı kollarından. "Bırak!"dedi Emma geri çekilerek. "Kendini öldüreceksin sandım! Aptalın tekiyim!"
Spike konuşmadan ona bakıyordu. Evet, kendini öldürecekti. Ama Ryan dışında birinin onun için endişeleneceğine ihtimal vermemişti. Hem de onun endişeleneceğini hiç düşünmemişti. Özellikle son konuşmadan sonra...Ne diyeceğini bilmiyordu. Neden onun için endişelendiğini anlamaya çalışıyordu. "İhtimal dahilinde hala."diye mırıldandı. "Sen acil durum hattıyla mı konuşuyordun?"
"İhtimal dahilinde ne demek? Şimdi değil ama sonra mı intihar edeceksin?"
"Bu seni neden ilgilendiriyor?"
Emma gözleri büyüyerek ona baktı. Hala neden ilgilendiriyor diye soruyordu! "Hayatıma bir şekilde dahil olan sensin. Öylece ölmeye karar veremezsin."
"Neden?"
Emma onun rahatlığı karşısında çıldırmak üzereydi. "Ne demek neden? Asıl sana sormak lazım. Neden?" Ses tonu hararetliydi. Sakinleşmiyordu bir türlü.
"Mesajım açık değil miydi? Dünyada yer işgal etmeme gerek yok. İnsanca yaşayamayacağım ortada. Senin gibi insanların doğru yanlış kavramlarına uyamıyorum. Senin de dediğin gibi insanca yaşayamıyorsam neden yer işgal edeyim?"
Emma her saniye gittikçe artan bir öfke hissediyordu. "Bunlar nasıl saçma sapan sözler böyle? Ne yaşadın ki hayatta? Savaşa mı girdin? Evini aileni mi kaybettin? Sevdiklerin önünde işkence görüp öldürüldü mü? Sana işkence mi ettiler? Bana iyimserlik abidesi diyorsun da senin yaptığın ne? Şımarıklık abidesi!"
"İntiharı düşünen biriyle nasıl konuşman gerektiğini gerçekten bilmiyorsun."
Spike'ın tüm sakinliğinin aksine Emma son derece kavgacıydı. "Evet bilmiyorum! Psikolog değilim. Bu durumda ne denir nasıl konuşulur eğitimi almadım. Ama yapma!"
"Neden yapmayayım? Benim ölümüm seni neden ilgilendiriyor? Nasıl biri olduğumu az çok gördün."
"Öyle biri olmayı seçtiğin gibi olmamayı da seçebilirsin o zaman!" Emma sabahtan beri yaşadıklarının etkisiyle tansiyonunun gittikçe düştüğünü hissetti. Gözleri kararıyordu. Yere çöktü baş dönmesi geçene kadar.
"İyi misin? Oturma odasına geç istersen." Emma başını kollarının arasına almış iki yana sallıyordu. "Aile doktorumuz merkezde oturuyor. Çağırabilirim."
"Hayır. Sabahtan beri fazla gerildim. Bu kadar harekete alışkın değilim. Geçer şimdi." Derin derin nefes alıp veriyordu. Kulakları uğulduyordu. Ne yaptığını, onu ne halde bulabileceği ihtimallerini düşünmek ağır gelmişti. Tanımadığı biri için neden bu denli endişelendiğini bilmiyordu. Sonra karanlık düşünceler zihnini işgal etti. Tekrar donuklaştı. Oturduğu yerde başını yavaşça kaldırıp gözlerini onun gözlerine dikti ve sakince sordu, "Nasıl yapacaktın?"
Spike bu soruya cevap verip vermeme konusunda emin değildi. Dizlerinin üstüne çökerek onunla aynı hizaya geldi. Yere oturdu ve kollarını dizlerine bağladı. Başını hafifçe yana eğerek kendine ne yaptığını çözemediği bu kızı izledi uzun uzun.
Onunla konuşmaya karar verdiğinde ne olacağını hiç planlamamıştı. Günler süren merakını gidermekti tek amacı. Fakat bir şekilde iletişim içinde olmak hoşuna gitmeye başlamıştı. Ona olan merakı gün geçtikçe güçlenmiş her anını takip eder hale gelmişti. Ona yaklaştıkça işler içinden çıkılmaz bir hal almıştı. Onu daha berbat bir yıkıma sürüklemektense bugün aralarındaki her şeyin bitmesini seçmişti. Biraz da yaşananlar öyle olmasını sağlamıştı. Daha iyi biri olmasına gerek kalmamıştı.
Şimdi ise onun için evinden kalkıp adresini bulup kapıyı kırarcasına yumruklayarak onun değersiz canı için endişe ettiğini görmenin şaşkınlığını yaşıyordu. Ona söylediği tek yalan Spike olmadığına dairdi. Bundan sonra onunla tamamen dürüst bir ilişkisi olmalıydı. Bu ihtimalin komikliğine gülerek yanıtladı onu, "Altın vuruş yapacaktım."
Emma'nın beti benzi attı iyice. "Artık kesin bayılacağım." Zonklayan başını ellerinin arasına aldı. "Ne kadar kolay söyledin. Ve gülüyorsun!" Göz kapaklarına kadar ağrı girmişti. Avuç içlerini gözlerine bastırdı. "Neden böyle oluyor?"
"İyi görünmüyorsun. Koltuğa otur. Doktoru çağırayım."
"Senden daha iyi göründüğüm kesin."derken sesi halsizleşmişti. "Doktor kaç dakikada gelir?"diye sordu.
"En fazla beş."dedi ve doktoru ararken Emma'nın koltuğa oturmasına yardım etti. Emma koltuğa uzandığında hala başını tutuyordu. "Neden geldin?"diye sordu Spike.
"Aptallığımdan! Beni paniğe sokmaya hiç hakkın yoktu! Madem ölmeye niyetin vardı sessizce ölseydin! Birine kendimi öldüreceğim deyip hiçbir şey yapmamasını bekleyemezsin!" Nefesi hızlandı ve derinleşti. Gözleri karardıkça karardı ve sesler uğultu halini alırken daha fazla dayanamayacağını anladı.
Gözlerini tekrar araladığında yanında iki kişinin olduğunu gördü. Orta yaşlı bir adam Spike'a bir şeyler veriyordu. "Şimdilik biraz dinlensin. Sonra tansiyonunu ölçersiniz. Düzelmemişse ilacı verirsiniz. Fakat yaşı genç olduğu için biraz dinlenmeyle kendine geleceğini düşünüyorum."
"Tamam. Hallederim ben. Sağol. Estelle'e bir şey demek yok. Dersen bozuşuruz."dedi Spike ve adamı yolladı. Salona döndüğünde Emma yan gözlerle ona bakıyordu. "Ah, kafam yeni açılıyor." Viskinin tatlı etkisi uçup gitmişti yarım saat içinde. "Neden geldin ki? Cidden. Moda girmiştim tam. Şu saatte kalbim çoktan durmuş olabilirdi."
Emma gözleri büyüyerek ona bakıyordu. "Bu kadar hasta olduğunu bilseydim ne mesajını ne notunu ciddiye almazdım! Hala ölmekten bahsediyorsun!" Başını ovalamaya başladı. "Estelle kim? O da başka biri mi?"
"Annem. Gereksiz endişeleriyle beni bunaltmasını istemiyorum."
"Demek bir annen var! Bence endişeleri oldukça gerekli. Senin ne halde olduğundan haberi var mı? Hem ne zamandan beri düşünüyorsun bunu? Mesajında bir süre kalmaya karar verdim gibi bir şeyler yazmıştın."
"Uzun hikaye. Boş ver." Spike da tekli koltuğa yayılarak oturdu. Kenardan bakınca Spike terapist, Emma hasta gibi görünüyordu. Oysa tam tersiydi. Hatta belki bir yerde ikisi de hasta ve ikisi de birbirinin terapistiydi ama henüz farkında değildiler.
Bir süre konuşmadılar. İkisi için de tuhaf bir andı. Emma hiç tanımadığı bu çocuğun hayatı için neden bu kadar panik yaptığını düşünürken Spike'ın düşünceleri de farksız değildi. Farkına vardığı bir diğer ilginç duygu ise onu kapıda gördüğünden beri intihar düşüncesinin zihninden silinip gitmiş olmasıydı.
"Sadece anlamaya çalışıyorum. Neden?"diye sordu Emma.
"Düşünmesi bile beni yorarken bir de anlatmaya başlamak istemiyorum. Hakkımda istediğini düşünebilirsin." Yaşamasının kimseye bir faydası yoktu. Ölümü de kimseye zarar vermezdi.
"Depresyonda olabilir misin?" Başını yan çevirip Spike'a baktı uzun uzun. Oturuşunda bile değişik bir çekicilik vardı. Keskin yüz hatlarına, sert bakışlara sahipti. Vücudu formda gözüküyordu. Fakat gözleri yorgundu. Onu daha fazla izlememeliydi. Kalbindeki anlamsız ritim durmalıydı. "Saat kaç? Benim gitmem gerek."diyerek doğruldu.
"19:45. Seni eve bırakabilirim."
"Yok kalsın. Geldiğim gibi dönerim." Daha iyi hissediyordu. "Kendini öldürmediğine sevindim."dedi gözlerinin içine bakarak. Spike'ın dudaklarında belli belirsiz bir gülücük oluştu. Şu an yukarıdaki terasta ahşap sehpanın üzerinde hazır bekleyen iğneyi ve kapının durmak bilmez gürültüsü yüzünden kolundan çıkarıp attığı lastiği görse ne derdi acaba?
Ayağa kalktılar. Bir süre öylece göz göze bakarak durdular. Emma ona doğru bir adım attı. "Lütfen, kendine aptalca bir şey yapma."dedi samimiyetle. "Gözlerin daha harika görünmeyi hak ediyor ayrıca." Bu cümleyi o mu kurmuştu? Spike'ın mesajları bile onu rahatlatırken yanında bulunmak bu rahatlık duygusunu zirveye taşımıştı resmen.
Spike gülümsedi. Gözlerine iltifat eden yüzlerce kız olmuştu ama bu iltifat Emma'nın dudaklarından dökülünce daha gerçek hissettirmişti. "Bu kadar gerileceğini düşünmemiştim. Özür dilerim."
"Özür dilemeyi biliyorsun. Vay canına. Seni tanımamı istemiyordun ama bir günde evinin içine kadar girmek zorunda kaldım."
"Evet adımı da biliyorsun artık."
"Hayır. Adını bilmiyorum Bay J.S."dedi Emma imayla. "Adını bana sen söyleyeceksin."
"Belki başka zaman."
"Bir daha sakın böyle bir şey yapma. Yapacaksan da bana haber verme. Ertesi gün manşetleri okumayı tercih ederim. Eğer resmini koyarlarsa sen olduğunu anlarım." Elini kalbinin üstünde gezdirdi. Olabilecek en berbat pazartesilerden birini yaşamıştı. Çıkışa yöneldi.
"Eve bırakabilirim."
"Gerek yok. Bir şeyler kullandığından bahsetmiştin zaten. Bu halde araba sürmen doğru olmaz."
Spike kahkaha attı. "Ne hallerde araba sürdüğümü görsen buna hiç dersin."
"İyi akşamlar Bay J.S."dedi Emma ve evden çıktı.
"İyi akşamlar Emma Order."
Hayatının en dolu ve hareketli günü bugündü. Sabahtan beri yaşadığı duygu çalkantılarını düşündükçe ne kadar yorulduğunu fark etmişti. Ron ve Wendy'nin çıkmaya başlaması, Spike hakkında öğrendiği şeyler ve güne damgasını vuran intihar düşüncesiyle hayatının üç ayı geride kalmış gibi hissediyordu.
Sıradan bir hayatı olan, sıradan bir kızdı Emma. Okula gider gelir, derslerine çalışır, arada sırada basketbol oynar, arkadaşları veya ailesiyle gezmeye çıkardı. Sade bir yaşamı vardı. Böyle şeyler ona göre değildi. Fakat Ron okula geldiğinden beri farklı bir hareket vardı. Normalde olmayan şeyler olmaya başlamıştı ve o bu hıza ayak uydurabileceğinden emin değildi.
Önünde duran açık gri spor araba korna çaldığında irkilerek başını kaldırdı. Ron otobüs durağının önündeydi. "Selam, eve bırakayım mı?"diye sordu. Tam şu an onunla karşılaşmak rahatsız hissetmesine sebep olmuştu. Daha birkaç saat önce bir süre konuşmamaya karar vermişlerdi. Şimdi ise o konuşmayı unutmuş gibi onu eve bırakmayı teklif ediyordu. Diğer yandan otobüs saatine daha yirmi beş dakika vardı ve bir an önce eve gidip uyumak istiyordu.
"Olur."dedi ve ağır adımlarla arabaya bindi.
"Hangi rüzgar attı seni bu tarafa?"diye sordu Ron.
"Biraz işim vardı." Senin manyak arkadaşının intihar düşünceleriyle uğraşıyordum demek oldukça garip olurdu. Emniyet kemerini taktı ve iyice koltuğa gömüldü. "Sen ne için gelmiştin?"diyerek konuyu ona çevirdi.
"Yeni bir kulüp açılacakmış. Sahiplerini tanıyorum. Oraya uğramıştım. Açılış öncesi son görüşlerimizi aldı."
"Anladım."diye mırıldandı Emma. "Eve gidene kadar uyusam sorun olur mu?" Gözleri kapanmaya başlamıştı bile. "Biraz yoğun bir gündü benim için."
Ron onunla sohbet etmek için fırsat bulduğuna sevinmişti. Fakat gerçekten yorgun görünüyordu. Bir şey diyemedi. Fakat burada ne işi olduğunu da merak etmişti. "Sorun değil. Ben seni kaldırırım."dedi ve Emma gözlerini kapattı. Radyodan sakin müzikler çalan bir kanal açtı ve yola öyle devam ettiler. Müzik Emma'yı iyice gevşetirken günün anlam ve önemine vurgu yapan sözleri vardı: Ashes Remain - Right Here... Sana eve dönüş yolunu göstereceğim, Asla seni tamamen yalnız bırakmayacağım, Sabah olana dek kalacağım, Sana yeniden nasıl yaşanır göstereceğim, Ve tüm kırgınlıklarını iyileştireceğim, Çözüldüğünde seni sevmeme izin ver...
[Burada bir GIF veya video olmalı. Görmek için uygulamayı şimdi güncelle.]
Gözlerini açtığında ışıklardan uzak bir köşede, sessizliğin ortasındaydılar. Evinin biraz ileride olduğunu görünce rahatladı. "Saat kaç?" Hafifçe gerindi.
"21:30."dedi Ron yan taraftan.
"İyi. Çok geç olmamış." Etrafa bakınırken esnedi. "Bıraktığın için teşekkürler."dedi ve inmek için hareketlendi.
"Sürekli kaçacak mısın benden?"diye sordu Ron. Emma duraksadı. Derin bir nefes aldı. Bir süre tuttu ve yavaşça bıraktı. "Benden kaçtığın için sana nasıl yaklaşmam gerektiğini bilmiyorum."
"Aramızda bir şeylerin olamayacağı açık bence. Hayata bakışlarımız bile çok farklı. Ben seni sıkarım."
"Ben de sana eğlenmeyi öğretirim."dedi Ron gülümseyerek.
Emma bir şey diyemedi. Bugün başka bir şey düşünmek istemiyordu. İyi geceler diyerek arabadan indi. Eve girdiğinde herkes kendi halindeydi. Odasına çıktı. Yatağa uzandı ve gün boyu olanları düşündü. Başı çok ağrıyordı. Hem Ron hem de Bay J.S hakkında düşünceleri sürekli değişmişti bugün. Fakat onu en çok meşgul eden Bay J.S olmuştu.
İntihar konusunda ciddi miydi hiçbir zaman bilemeyecekti. Fakat intihar etseydi içinde bir boşluk olacağını biliyordu. Her şeye rağmen bir şekilde kendini ona yakın hissediyordu. İlk defa bir erkekle konuşurken bu kadar rahat ve cesurdu. Normalde bir erkeğe sormayacağı, soramayacağı soruları ona sorabiliyordu. Anlam veremediği bir durumdu. Yanlışları vardı. Hataları ortaya çıkıyordu. Kim bilir onun hakkında daha neler öğrenecekti. Fakat onu hayatından tamamen çıkarmak için yeterli değildi. İstemiyordu da. Ondan uzak durması gerektiğini düşündükçe daha çok yaklaşıyordu ve bu duygular onu nereye sürükleyecekti bilmiyordu.
Ron hakkında öğrendiği şeyden sonra ise ona karşı düşünceleri yumuşamıştı. Sürekli sevgili değiştiren, gününü gün eden biri olarak görüyordu onu. Fakat geçmişinde ihanet gibi bir yara olduğunu öğrenmek bakış açısını değiştirmişti. Bu şekilde bir güven kaybını tecrübe etmeyi asla istemezdi. Ron'un kendini ilişkilere kapatıp, umursuzu oynamasına hak veriyordu. Keşke ani bir kararla Wendy'yle çıkmasaydı. Durumu kendilerine göre toparlayabilirlerdi belki.
İnsanları anlamak Emma için kolay değildi. Şimdiye kadar hayata tek pencereden bakmıştı. İnsanların göründüğü gibi olduğuna inanmıştı. Fakat Ron ve Bay J.S'nin hayatına girişiyle bir şeyler değişmeye başlamıştı. Önüne yeni bir dünya açılmıştı sanki ve herkesin bambaşka halleri olabileceğini daha iyi görüyordu. Belki bu süreçte kendiyle ilgili de keşifleri olacaktı. Zaman gösterecekti.
***
Emma'nın Spike için bu kadar enişelenmesi, evine gitmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Spike'ın düşüncelerinden kısa bir parça gördük. Onun hakkında daha fazla detay olsun ister misiniz? Onun hakkında merak ettiğiniz şeyler neler?
Bölümü beğendiyseniz oy vermeyi ihmal etmeyin. Yorumlarda buluşalım. Nasıl ilerliyor şimdiye kadar?
Yayımlanma tarihi: 18.05.2024
Bạn đang đọc truyện trên: AzTruyen.Top