part two, here we go again.

Part 2, İşte yeniden başlıyoruz.
🎶 Elaine, Wake up.
❧
Önüme bırakılan beyaz tabakta seçilen zeytinlerin başlarına çatalımın ucunu bastırıp duruyordum. Chaeyoung, sanki her gün çok sağlıklı besleniyormuşuz gibi bir sürü yeşil sebzeler koymuştu masanın üzerine, ve odakla yememi bekliyordu.
Hayır anlamıyordum, o önünde ki kızartılmış ekmeyi yerken benim bu yeşil şeyleri yememi beklemesi nasıl bir etik hareketti?
Asla yemeyeceğimi bildiği halde bu işe kalkışması akıl kârı gibi değildi. Çatalımın ucunda ki zeytini yeniden serbest bırakırken, karşımda gülümseyen yüzü sinirlerimi bozuyordu. Biraz sonra o sebzeleri suratına talan edecektim.
"Hadi yesene, " Israrla diretmesiyle derin bir nefes alıp, sınırlandırılmış öfkemin çizgiyi geçmemesi için zorlukla gülümseyip, dudaklarımı en sonunda dayanamayarak araladım.
"Dalga mı geçiyorsun Chaeyoung?" Dişlerimin arasından bir yılan gibi tıslamama alayla dudak büzüp masadan üstüme eğildi.
"Neden? Kilo vermek için bunlardan yemiyor musun?"
Kilo.
Sinir noktamın tam ortasındaydı. Sanırım ona, orta okulda kilolu olduğum için zorbalık gördüğüm gerçeğini asla anlatmamalıydım. Sürekli seviyesini ezip ezip bu konuyu bana sinirlendiğinde ortaya atması, beni en az onun kadar sinir ediyordu.
Sinirimi görüp daha çok caymasın diye içten dudaklarımı dişleyip gülmeyi ihmal etmeden, çatalımın ince uçlarını porselen tabağın kenarına batırıp çizmeye başladığım an çıkan sesle, hızlıca geri çekilip kulaklarını kapatmıştı.
"Tanrım." Sızlanmaya başlaması ile, çatalı daha çok tabağa bastırdım. "Şunu yapmayı kes."
"Neden?" Demeden alamadım kendimi. "Sen bu sesi çok sevmiyor musun?" Aynı onun üslubuna takılmam daha da sinirini alt üst ederken, elimde ki çatala atılacağı an, ondan önce davranıp çatalı bir kılıçmış gibi yüzüne doğrulttum.
"Denesene," Önüme gelen saç tutamını dudağımın arasından çıkardığım nefesle öbür tarafa gitmesini sağladım. "Sonuçta, bana öyle davrananların boğazlarına ve o ince bileklerine çatalı nasıl batırdığımı da bilirsin."
Sessiz kaldığında geri çekilip, porselen tabağımın kenarını çizdiğim için tozlanmış kısmı silmiş, Chaeyoung'ın koyduğu yeşilliklerden birini ağzıma istemeden de olsa atarak, irislerine bakarak çiğnemeye, arada bir de ağzımı açarak yaptığım iğrençliği inkar etmeden gülümseyebiliyordum.
Ta ki yukarı kattan Jimin ve Jeongguk gelene kadar.
Açık olan ağzımı kapatıp, dişlerimle ezdiğim adını tam bilmediğim otu yutup, eski nazik ve görgülü kıza uçak hızında bir dönüş yaptım. Chaeyoung'sa hâlâ gözlerimin içine bakmaya devam etmişti.
"Hava oldukça güzel, kahvaltı yaptıktan sonra kesinlikle bahçeye çıkalım." Jimin saçlarını elleri arasında bir sınava tabir tutup nişanlısının yanında ki sandalyeye oturduğunda, kalan tek sandalye benim tarafımda ki olduğu için, yaptığı son hareketten sonra asla görmediğim Jeongguk oturmak için masanın etrafında dolanmıştı.
Yanıma estirdiği rüzgarla oturduğunda aldığım kokunun adını bir türlü koyamamıştım. Hem çok yumuşak hemde bir kaya kadar kıvrımlı ve sert bir kokuydu. Aman, sanki insanların kokularına isim takmak bana kalmıştı.
Ağzımda dolanan yeşillik tadını bastırması için, ön tarafımda ki dilimlenmiş beyaz yağsız peynirine uzanmış, dikkatle masaya düşürmeden tabağıma almayı başarmıştım.
"Üst katı temizlemek gerek, örümcek ağından geçilmiyor." Yakınımdan gelen Jeongguk'un sesi ona dönmen için beni dürtüklese de, sessiz kalıp sağ tarafımda kalan bıçağı kavrayıp zaten küçük dilimlenmiş peyniri, daha küçük parçalara bölmek için kullanmaya, aynı zamanda da Jimin ve Jeongguk arasında geçen diyalogları dinlemeye başladım.
"Ah, doğru doğru. Ya Jennie, senin odanda öyle mi?" Bana doğrultuğu sorunun sahibi Jimin'e anlamaz bakışlar atmış, daha sonra ise omuzlarımı yukarı kaldırıp indirmiştim.
"Hayır, odam temiz." Küp şeklinde ki peyniri ağzıma attığımda, dudaklarımı birbirine bastırıp, sanki küçük bir örümcekle savaşmak zorunda kalmamışım gibi davranmaya devam etmekten başka çaremin olmadığını aptal gibi içimden söylenip durdum.
"İyi öyleyse, burayı topladıktan sonra üst kata da geçeriz."
Her iki tarafta sessiz kaldığında, konuşmayan Chaeyoung'a kirpiklerimin altından bir bakış atarak gülümsedim.
Tanrım insanları korkutmayı o kadar çok seviyordum ki...Tüm yaşamım boyunca bunu yapabilir, gözlerinde ki korkuyu kahkahalar eşliğinde izleyebilirdim.
Chaeyoung sakince ve sessizce hazırladığı tabağını bitirirken, geriye doğru yaslanıp gerildim. Doymuşum gibi hissetmiyordum, ama sanki doymuştum. Çatalımı bıçağımı tabağımın iki kenarına bırakarak, bacaklarıma şekiller çıkaran fileli çorabımı bir kaç saniye de olsa etimden ayırmak için irislerimle beraber elimi aşağı indirdiğimde, harelerime çarpan Jeongguk'un bacaklarıyla gözlerim kısıldı.
İyi kızlar hep sıkıcıdır.
Ve buraya eğlence lazımdı.
Değil mi?
İçten içe sinsice gülümserken, masada oturan iki bedene çaktırmadan elimi Jeongguk'un bir aralar zaafım olan baldırına atıp, yerinde şaşkınca bana dönmesine sebep verdiğimde, sanki hiç bir şeyden haberim yokmuş gibi ona dönmüş, kişiliğime ters şekilde küçük bir kız çocuğu gibi gülümsemiş boşta kalan elimle masada ki su bardağını kavrayıp bir iki yudum almıştım.
Jeongguk'un şimdiden kasım kasım kasıldığını fark etmek elimi biraz daha yukarı çıkarmama güzel bir fırsat olarak doğduğunda, elimin altında ki kumaşın pürüzlü yüzünün altından dokunuşlarımı hissetsin diye ojeli tırnaklarımı batırmadan durmuyordum.
Her hareketimde çatalı tuttuğu eli daha da sıkılaşıyor, boynunda ki damarlar usulca atmaya devam ediyordu.
Etkileri severdim.
Etkileri her zaman sevmiştim.
Gerek insanların üzerimde bıraktığı etki, gerek benim onların üzerinde bıraktığım ilgi olsun, oldukça hoşuma giderdi.
Avuç içim kasıklarına çarptığında üst dudağım sakince yukarı kıvrılmıştı. Madem izleri hatırlatacaktı, baştan başlamalıydık öyleyse.
En baştan.
Geçen yıl ki yaramazlığım yüzünden başlayan ilişkimizin ilk dokunuşunu, ilk olarak hatırlatmak bana büyük bir onurdu.
Avuç içimi, pantolonun üstünden ona bastırdığımda daha fazla dayanamayarak sandalyesini hızlıca geriye çekmiş elimin boşluğa düşmesine yol açmıştı.
Masada ki tüm gözler ona dönerken elimi gün yüzüne çıkarıp, diğer elimi çenemin altına yerleştirip ne yalan uyduracağını izlemeye koyuldum.
"Sorun ne?" Jimin, Jeongguk'un ani hareketini beklemiyor gibiydi. Öyle ki gözlerinin içi endişeyle parlıyordu.
"Bir şey mi oldu?" Chaeyoung'da ona katıldığında, eksik kalmamak için konuşmaya başladım.
"Evet Jeon, bir şey mi oldu?" Alayla harmanlanmış sahte endişe kokan sesimle gözü seğirirken, hızlıca bir kaç kez peş peşe olumsuz anlamda kafa sallamıştı.
"Hayır, bir şey olmadı. Ben doydum, gidip üst katta ki odayı temizleyeceğim." Masadan koşar adımlarla uzaklaşıp, merdivenden çıkarken dudaklarımı büzdüm, zavallı Jeon. Tek dokunuşumla masayı terk etmesi biraz üzücüydü. Ancak bir kez çağırmıştı beni, ve öyle hemen kurtulamayacağını iyi biliyordu.
"Bende gidip yardım edeyim," Ufak bir gülümsemeyle cevap beklemeden masadan kalkmış, üst kata çıkmak için büyük adımlarımla merdivene yöneldim. Merdivenden ikişer üçer basamak atlayarak, daha doğrusu sekerek geldiğimde, ıslık çalmayı başaramasamda kısık nefesle ıslık çalmaya başladım.
"Jeon Jeon, neredeymiş küçük zavallı Jeon?" Keyif akan sesimin alt kata gitmediğini bildiğim için üstüme binen rahatlıkla yürümeye devam ettiğimde, banyonun açık olan kapısından uzanan bir el beni içeri çekmiş, gözlerimi belertmeme sebep olmuştu.
Bedenim bu ani hareketle şok dalgasına uğrarken, soğuk fayans sırtıma değmiş, tüm tüylerim arşa çıkmıştı. Kendiliğinden kapanan gözlerim usulca açılmış, yakınımda ki Jeongguk'un güzel yüzünü seçmeme izin vermişti.
Dudaklarım yeniden aynı şekli alırken, fazla yakınımda olmasını umursamadan yüzüne doğru el salladım.
"Buradaymış küçük ve zavallı Jeon."
"Aşağı da yaptığın hiç iyi değildi. Fark edebilirlerdi."
"Ama etmediler."
"Etmeleri an meselesiydi."
"Burada yoklar," Sağ elimi kaldırıp Jeongguk kulağının arkasına doğru götürüp saç tutamlarını geriye ittirdim. "Bence yeniden yapabilirim."
İrisleri koyulaşırken, kulağının arkasına tıkıştırdığım saç tellerinden parmaklarımı çekip yanağında ki küçük yara izine dokundurdum parmak uçlarımı. "Çünkü sende istiyorsun," Yara izinden aşağı geldi parmaklarım. "İstemesen onca şeye rağmen yeniden gelmezdin."
Tüy kadar hafif olan dokunuşlarıma karşı sert duruşunun altında yatan benliğinin eridiğine emin olduğumda, parmaklarımın yörüngesini dudaklarına çevirip baş parmağımla alt dudağını okşadım. "Zaafın olduğumu, her defasında aklından çıkmadığımı biliyorum,"
Baş parmağımı dudaklarının arasına yolladığımda, aynı şeyi bana yapmış olması ve rolleri değiştirmemiz dudaklarımda bir sırıtma kondurmuştu. Parmağım sıcak ağzının içinde yanarken, midemin orta yerinde yangınların çıktığına emindim.
"Her şeyimi özlüyorsun J," Dün yaptığı hareketlerin birer birer beynime işlemesinin en sağlam örneği bu olurken, parmaklarımda yükselip, baş parmağımı çektim. "Ve ben bunu biliyorum."
Gözleri Seoul'un en işlek caddesi gibi parlarken tüm kanımın toplandığı dudaklarımın arasından aldığım nefesin yüzüne çarpmasını umursamadan seslice gülmüş, geri çekilerek banyodan çıkmadan önce arafta kalmış yüzüne bakmıştım.
Küçük ve zavallı Jeon olduğunu demiş miydim?
Banyonun kapısını ardımdan kapatıp odama yürümeye başladığımda, boğazımda ki yangını dindirmek için bir kaç kez yutkunmuş, üçüncüsünde arkamdan gelen adımlarla tamamlayamamıştım.
Bozuntuya vermeden odama girdiğimde geri dönerek, arkamdan gelen sinirli Jeongguk'a baktım.
"Ne o? Neden geldin?"
Sinirli yüzü sıcakta kalan bir cam gibi çatlarken, yarım ağız sırıttı. "O yaptıklarının," Diye başladığı söze, onu daha çok sinir etmek için sıkılmış gibi esnemiş elimi ağzıma götürmüştüm. "Yanına kalacağını mı sanıyorsun?"
"Dur bir düşüneyim," İşaret parmağımı alnıma bastırıp önce düşünür gibi yapmış ardındansa bir şey bulmuş gibi yerimde zıplamıştım. "Yanımda kalacak."
Jeongguk'un sırıtışı daha da büyürken, kendimi cehennemde hissetsem bile gülümsemeye ve alay etmeye devam eden bakışlarımla onu süzdüm.
"Öyleyse akşam, her ikimizde görelim. Yanına kalacak mı kalmayacak mı?"
Kalmayacak gibi görünüyordu.
Destekleriniz için çok teşekkür ederim.
Rahatız olursunuz diye korkmuştum, ve bu yüzden kaldırmak istemiştim lakin öyle tek bir yoruma dahi rastlamadım. Yeniden teşekkür ederim.
+200
Bạn đang đọc truyện trên: AzTruyen.Top