30. Bölüm

Merhabalar!

Nasılsınız bakalım? Umarım hepiniz çok iyisinizdir. :)

Hazırlamam gereken 1 rapor, 2 proje ve 1 araştırma ödevim var. Hiçbirini yapmayıp söz verdiğim gibi bölümü yazdım. Haliyle kısa oldu. Kusurları varsa af ola...

Keyifli okumalar efenim. :)

Katre'nin anlatımıyla...

''Niye kimse yok?'' Merakım sonunda dillenmişti.

Gözlerini ışıldatan samimi bir gülüş kondu dudaklarına. Daha önce hiç hedef olmadığım gibi karşılaşmadığım bir gülümsemeydi. Başımı döndürürken muhteşemliği dudaklarını kıpırdattı.

''Çünkü SEN varsın.''

Sözleri ve yüzüne misafir olan belli belirsiz bir utangaçlık beni bir tokat sillesi gibi afallattı.

---

Gözlerim kahve çekirdeklerinde tutuklu kalmıştı. Kelimeler zihnimde dönüp duruyor ama belli bir sıraya girmeyi reddettikleri için anlamlandıramıyordum. Kalbimin coşkulu dansının gürültüsü haricinde hiç ses yoktu.

Duyguların savaşı vardı içimde. Tedirgin inancım sözlerine büyük bir güçle sarılıp onu kabullenemiyordu. Ama az önceki utangaçlığını öne sürüp yalan söylemediğini haykıran umudum ise kalbimle bir olmuştu.

Sertçe yutkundum, gözlerim hâlâ gözlerindeydi. Araya giren zil sesiyle bakışlarını kaçırıp adımlarını hareketlendirdi. Hiç istifimi bozmadan öylece durdum bir süre. Kapının açılma sesi ulaştı kulaklarıma. Yüzüm anında düşerken bir kez daha lanet ettim saflığıma. Ben varım, diye herkesi boşlayıp gününü sadece benimle geçireceğine cidden nasıl inanabilmiştim? Kalbim neden her sözüne devasa bir inançla sarılıyordu ki?

Tırnaklarımı sinirle avuç içime batırdım. Daha fazla taşıyamayacağım bedenim koltukla buluştu. Tamda şu an yok olmak istiyordum. Burada kalamazdım daha fazla. Zaten arkadaş çevresi pekte muhatap olacağım kişilerden meydana gelmiyordu.

Kapının kapanma sesi gelirken hızla çantamı kucağıma çekip içinden telefonumu aldım. Acil gitmem gerektiğini söylerdim. Hem telefonun elimde olması da inandırıcılığını arttırırdı. ''Kusura bakma.'' Bakışlarımı yüzüne çevirme zahmetinde bulunmadım. ''Yönetici tuttu mu bırakmıyor iki saat!'' Başım hızla ondan tarafa döndü. Yüzündeki hoşnutsuzlukla tekli koltuğa yerleşiyordu. Yanında birilerinin olmadığını fark etmem güç olmuştu.

Kalbim yine istikrarlı hallerini bir kenara bırakıp düzensizliği marifet sanıyordu. Heyecanımı yansıtmamaya çalışıp önüme döndüm. Gülüşümü engellemek için dudaklarımı ısırmak zorunda kalmıştım. Telefonum, çantamın içindeki yerini aldı usulca. Kimse yoktu işte tıpkı mutsuzluğa yer olmadığı gibi... ''Kalk hadi!'' Merakla bir tık büyüyüp ayakta duran bedenini buldu harelerim.

Gülüşün güzelliği onda daha bir muhteşemdi. ''Korkmuyor değilim.'' Muzip bir tavrı vardı. Kaşlarım benden bağımsız bir şekilde çatılırken boş bir ifade ile yüzüne bakmaya devam ettim. Tek harfini dahi anlamamıştım. Hafifçe öne doğru eğildi. Nefesimi tuttum istemsizce. Kahve çekirdeklerinin sıcaklığı beni ele geçirirken parmakları parmaklarıma dolandı. Bakışlarımı kaçırmadan izlemeye devam ettim harelerini. Bedenini usulca geriye doğru çekip benimde ayaklanmamı sağladı beraberinde.

Son anda çantamı yana itmesem yere düşüp utangaçlığıma rezilliği de ekleyecekti. Neyse ki beynim arada görevini gerçekleştiriyordu. Yanaklarımın alevi başımı öne doğru eğip bakışlarımı kaçırmama neden oldu. Bir kez daha soluğum kesildi.

Eli nede güzel yakışıyordu parmaklarıma.

''Bırakıyorum.'' Sesinde teslimiyet vardı. Söylediği gibi parmakları temasını keserken içimde devasa bir boşluk oluştu. Sanki beni ben yapan, ayakta tutan ne varsa beraberinde gitmişti. Yere yığılacağımı sandım. Başım hâlâ yerdeyken dişlerimi sıktım. Kendime gelmem gerekiyordu netice itibariyle.

''Hadi.'' Beni harekete geçirmek için yinelemek zorunda kalmıştı sözünü. Başımı belli belirsiz sallayıp peşinden ilerledim. Geldiğimiz yer merakımı giderememişti. Koyu renklerin asil bir üstünlük sağladığı mutfağa, gelişi güzel bırakılmış market poşetleri gölge düşürüyordu. Başımı Korel'e doğru çevirdim.

Açıklama gereği duymamış, poşetleri boşaltmak ile uğraşıyordu. Nefesimi seslice dışarı üfledim. Fakat bu dikkatini çekmemişti. Zaten hışırtılar diğer sesleri sabote ediyordu. Ayakta dikilmeye bir son verip yere atılan poşetleri toplamaya başladım. Elime aldığım ilk poşetin içine diğerlerini önemsizce tıkıştırdım. Poşet dediğin buruşmaya mahkûmdu.

''Onları kapının arkasına bırak da şunları halledelim.'' Dediğini yapıp yanına gittim. Malzemeleri incelerken zihnimdeki fikirlere ben bile inanamıyordum. ''Benden bu kadar...''

''Hı?'' Kaşlarım da havaya kalkmış ne dediğini anlamadığımı belirtiyordu.

''Bana pasta yapacaksın.'' Kendinden eminmiş gibi dursa da gözlerinde tereddüdün yansıması vardı. ''Malum doğum günüm.'' Dudakları keyifle biraz daha gerildi.

+++

Bạn đang đọc truyện trên: AzTruyen.Top