19. Bölüm



Çıkarsa kalbinde yara, Yaradan dönüştürür bunu bir gün hayra, sen sabretmesini bilirsen; Yaradan düşürmez seni dara. Kaldır başını semaya, aç ellerini Mevla'ya. Sen istemesini bilirsen, Mevla cevap verir duaya. Hayırlı, bereketli Cumalar...

Multimedya; Rüzgar

Keyifli okumalar...

Katre'nin anlatımıyla...

YGS – LYS...

Geleceğimin temeliydi. Malzemeden çalmamalı, iyi inşa etmeliydim. Mimarı ben gibi görünsem de aslında bir işçiden başka bir şey değildim. Tüm hayatımın yüz altmış dakikadan ibaret olması acımasızlığın vurdumduymazlığıydı. Bir yandan ailen diğer yandan da öğretmenlerin hepsi bir şekilde üstüne gelirdi. Ah! Çevreyi ve akrabaları unutmamak gerek. Hayatımızın, manevi kirliğinden öteye geçemeyen mahlûkların kendinde söz hakkı bulması ayrı bir dertti zaten.

Size ne oluyorsa?

Korel...

İnşa ettiğim geleceğimde yanımda olmasını istediğim insandı. Belki de geleceğimle ilgili istediğim tek şeydi. Sonuçta temel gerekliydi evet ama üstüne inşa ettiğin katlarda yaşardın. Senin için orası apayrı bir öneme ev sahipliği yapardı. Bana yoldaşlık etmesini, elimden tutması için düşmeme gerek olmamasını, mutluluğumun vazgeçilmez bir parçasını, huzurumun ta kendisi olmasını istediğim adamdı. Uzun lafın kısası hayallerimin artık vizyona girmesini istememdi.

Nehir...

Dostumdu. Dost sanıp yanıldıklarım kervanının yeni yolcusuydu. İnsanlar neden değişirdi? Neden birini sırtından vurmaktan zevk alırdı? Ona verilen değerde neden boğardı? Hak etmediğini, aşağılığını neden acımasızlıkla gözler önüne sererdi? Neden?

Cevapsız sorular, anahtarlarını elinde tuttuğun kapkaranlık bir mahzende kalmak gibiydi.

Bir yanım sonuna kadar Nehir'i desteklerken diğeri adını bile anmak istemiyordu. Arası yoktu bunun. Ve benim bir tercih yapmam lazımdı. 'Nehir'le eskisi gibi olabilir miyim acaba?' diyordum bazen. Nehir'i sevmeyen yanım 'Eskisi gibi derken? Seni kandırdığı zaman mı?' diyor ve beni çaresiz bir kararsızlıkla baş başa bırakıyordu.

Kafam resmen bir bulamaçtan farksızdı.

Oturduğum yerden sakince kalktım. Bir süredir aynanın karşısında durmuş sessiz bir tartışmanın içindeydim. Üzerimdeki siyah dizlerimin bir karış üstündeki eteğim ve gri kazağımla sade ama şıktım. Saçlarımı tepeden dağınık bir şekilde bağlayıp dışarı çıktım. Marketten çıktıktan sonra babam 'Katre?' diye seslenmişti ve bende vakit kaybetmeden koşarak boynuna sarılmıştım. Sanırım hiç büyüyemeyecektim.

Korel'e rezil olmuş olsam da babamın gelmesi her şeyi silip süpürmüştü. Kulağımda 'Özelliklede olaya' sesinin fısıldayışını hissetmem yanaklarımın odununa bir kibrit çaktı. Ellerimle yüzümü yelpazeleyip derin bir nefes aldım. Koltukta oturan babamın yanına gidip başımı huzurun temeline yasladım sakince.

''Annem hazırlanmadı mı hâlâ?''

Derin bir iç çekmekle yetinip kolunu omzuma attı. Ona daha fazla sokulurken dudaklarımdan ufak bir kıkırdamanın dökülmesini engellemedim. Babam dün gelmiş ve marketin önünden tesadüfen geçerken beni görmüştü. Bizde eve birlikte gelmiştik. Bugünde babamın liseden arkadaşı olan bir adamın evine gidecektik. 'Ben neden geliyorum ki?' diye isyan çıkarmış olsam da annemin tek bir bakışı isyanımı bastırmaya yetmişti. Şu misafirlik mevzuları beni çok geriyordu. Hele ki çok yakın olmadığım insanlar söz konusu olunca...

''Hazırım. Çıkabiliriz.'' Diyen annemle doğrulup ayağa kalktım. Kapıya doğru isteksiz adımlarla giderken yüzümde hoşnutsuzluğun resmi vardı.

''Ben gelmesem mi?'' dedim çaresiz bir umutla.

Annemin sinirle nefesini dışarı vermesi üzerine sessizce oflayarak ayakkabılarımı ayağıma geçirdim. Asansöre doğru ilerlerken annemin terliğine tüm sinirimle bastım. Rezil olmuştum onun yüzünden. Annemin, ceketimi bana uzatmasıyla ceketimi unuttuğumu o an fark ettim. Aldatıcı bir sakinlikle üzerime geçirip asansöre bindim.

Yol boyunca camdan dışarıyı izlemiştim. Ama gördüğüm pek söylenemezdi. Zihnim düşüncelerden dolayı sis perdesi çekmişti önüme. Kapının açılmasını beklerken seslice ofladım. Annemin bakışlarına aynı şekilde karşılık verip önüme döndüm. Zorlamalardan nefret ediyordum!

''Hoş geldiniz.'' Sesin sahibi aynı zamanda evinde sahibi olduğunu tahmin ettiğim kadındı. Annem yaşlarında, esmer, ela gözlü, balık etli biriydi. Üzerindeki yeşil elbisesi gözlerini ön plana taşımak için elinden geleni yapıyordu.

Deri ceketimi çıkarıp astıktan sonra peşlerinden ilerlemeye başladım. Umarım bu gece mutlu anlar gibi kısa sürerdi. Babamla sarılan adamı görmemle kaşlarım önce hayretle yukarı doğru bir ivme kazanırken aklıma görüntülerin gelmesi ile hızla çatılmaya başladı.

''Hoş geldin Katre.'' Yüzündeki gülümsemeye kezzap dökmek istiyordum. Kafamı hoşnutsuz bir nezaketle sallamakla yetindim.

+++

Babamla Kemal Bey koyu bir sohbete yelken açmışlardı, annemle adının Canan olduğunu öğrendiğim kadında pek yabancılık çekmeyip sohbetlerini ilerletmişlerdi. Resmen kendimi sevgililer arasında kalan sap gibi hissediyordum.

Bakışlarımı kucağımdaki ellerimden alıp çevrede kısa bir tura çıkardım bilmem kaçıncı kez. Gözlerim hemen yanımdaki Deniz'in üzerinde durdu. Sağ dirseğini oturduğu tekli koltuğun koluna koymuş kafasını da avuç içine yaslayıp bana bakıyordu. Bakışları o kadar masumane ve tatlıydı ki dudaklarımın yukarı doğru kıvrılmasına neden oldu. Bu tavrım kocaman bir gülümsemesini bana bahşetmesine yol açtı. Gözlerimi tekrar kucağımda topladığım ellerime çevirdim.

''Hoş geldiniz.'' Damarımdaki kanın bile akışını durduran sese çevirmek istesem de bakışlarımı bunu yapabilecek güce sahip değildim. Şaşkınlığını her hücremde hissettiğim kişi Korel'di. Gözlerimi ellerimden ayırmadan sertçe yutkundum. Nefesimi titrekçe dışarı üfleyip usulca başımı kaldırdım. Bana hafifçe gülümseyip erkek kardeşinin yanına geldi. Onu tek hamle de kaldırıp yanımdaki tekli koltuğa bıraktı bedenini. Deniz'i de kucağına oturttu. Babama dönüp 'madem böyle lise arkadaşların vardı neden daha önce tanıştırmadın' demek istiyordum.

Sertçe yutkunup titrek nefesimi usulca dışarı üfledim tekrar. Korel'in bana bu kadar yakın olması bedenimin hâkimiyetini kaybetmeme yol açıyordu. Yanaklarımın alev almasını, ellerimin titremesini, kalbimin ait olduğu kollara doğru koşmak için debelenmesini engelleyemiyordum.

''Katre?'' Başımı hafifçe çevirip Deniz'e baktım.

''Sıkıldıysan odama gidebiliriz. Hem oyuncaklarımla oynarız.'' Umut dolu gözlerle bana bakmaya devam etti. Yüzümde oluşan istemsiz gülüşle ona cevap vermek için dudaklarımı hafifçe araladım.

''Katrecim senin dersler nasıl?'' Hayatta en nefret ettiğim soruyla beni karşı karşıya getiren Korel'in annesi Canan Hanımdı. 'Hanım ne kız kaynanan o senin.' Diyen diğer yanımla gülümsedim. Yaptığım saçmalığın farkına varıp hemen kendimi toparladım.

''İyi.'' Dedim kısaca.

''Ne olmak istiyorsun?'' Cevap vermek üzere araladığım dudaklarımdan kelimeler dökülmeden Deniz araya girip ''Anne biz konuşuyoruz Katre'yle. Bölme lütfen,'' dedi sesindeki hoşnutsuzlukla. Ona kaçamak bir gülüş atıp ''Hemşirelik,'' diye yanıtladım.

''Katre biliyor musun?'' diye hemen konuşmaya başlayan Deniz'e yönelttim bakışlarımı.

Bana yeni başladığı okulunu, oyuncaklarını, izlediği çizgi filmlerini anlatmasını dinlememekten gına gelmişti artık. Tek iyi yanı arada kaçamak başlarla Korel'e bakabilmemdi. Ama Korel sağ olsun bunun içine ediyordu. Çünkü telefonunu eline almış biriyle mesajlaşıyordu. Kimdi bilmiyordum ama Korel'in dudaklarında bir sırıtmaya neden olduğu için sinir olmuştum.

''Müsaadenizle.'' Ayağa kalkan Korel biranda herkesin bakışlarının hedefi oldu.

''Nereye?'' dedi Kemal Bey otoriter bir sesle.

''Arkadaşlarla buluşacaktık.'' Sesi sakindi. Babasının konuşmasına fırsat tanımadan itirazını bertaraf etmeye çalıştı. ''Önceden hazırlanmış bir plandı.''

''Katre'de seninle gelsin.'' Dedi Kemal Bey sesindeki gizlenmiş emirle.

''Ha?'' diye anlamsız bir ses döküldü dudaklarımdan. Beklenmedik tavırlar sergilemeyin ama ya! Rezil ediyorum sonra kendimi.

''Hem Katre'de sıkıldı burada.'' Diye devam etti Kemal Bey. Korel'in bu durumdan hoşnutsuz olan bakışları içimde oluşan heyecan dalgasının üzerine çekilen bir setten ibaretti.

''İyi böyle. Hem tanımıyorum onları rahat edemem orda.'' Dedim usulca.

''Olur mu öyle şey kızım? Korel var yabancılık çekmezsin. Git hadi sende.'' Diyerek konuya dâhil oldu Canan Hanım. Korel var diye yabancılık çekmemek... Aslında en çok ona yabancıydım yakın olmak isterken. Çekingen bakışlarımı anneme ve babama çevirdim. Olumlu anlamda kafalarını sallamalarıyla sakince ayağa kalktım.

Deniz'in üzgün bakışlarına kocaman gülümseyip göz kırptım ve Korel'in peşinden ilerledim tedirgince. Ceketini giydikten sonra bana ters bakışlar atıp dışarı çıkan Korel'le avuçlarımın arasındaki ceketi sıktım. Sıkıntıyla nefesimi dışarı üfleyip ceketimi üzerime geçirdim. Kapıyı usulca kapattıktan sonra derin bir nefes bağışladım ciğerlerime.

''Yürümeyi düşünüyor musun?'' Soğuk sesi kalbime yüzlerce iğneyi aynı anda batırıp çıkarıyordu. Bakışlarımı ona çevirip yürümeye başladım. Bahçeden çıkıp Korel'in tam zıttı yönü olan sola doğru döndüm ve sakin adımlarımla ilerlemeye devam ettim.

Beni yanında istemeyen biriyle gidecek kadar gurursuz değildim. Eve gidecektim. Annemler geldiği zamanda yeni geldiğimi falan söylerdim. Yanımda duran arabayı önemsemedim.

''Atla hadi.'' Sesindeki hoşnutsuz soğukluk beni deli ediyordu.

''Sen git ben gelmiyorum.'' Elimi kaldırıp konuşmasına izin vermedim. ''Orada arkadaşlarımı gördüğümü ve onlarla takıldığımı söylersin eğer sorarlarsa.'' Dedim keskin bir tonda ve yürümeye başladım. Sertçe yutkunup boğazımda kendini hissettirmeye başlayan yumruyu yok etmeye çalıştım. Korel bütün kızlara karşı ilgi besliyordu. Öyle olmasa her gün yanında biri olamazdı değil mi? Peki neden benden bu kadar nefret ediyordu? Neden bana bir şans vermiyordu?

''Tamam. Gideceğin yere ben bırakırım, atla!'' Sesindeki soğukluğun, hoşnutsuzluğun yok olmasına mutlu olmam gerekirdi öyle değil mi? Sinirle gülümseyip onu önemsemeden yürümeye devam ettim.

''Hadi ama Katre! Triplerini sevgiline saklamalısın. ''

Sertçe ona bakıp ''Trip atmıyorum! Kendim giderim!'' dedim kaya gibi sert sesimle.

''Başına bir şey falan gelir u-'' Cümlesini sertçe yarıda kesip ''Sana ne'' diye bağırdım daha fazla dayanamayıp. ''Umurunda olan tek şey babana bir şey söyleyip söylememem! Sanki bana çok meraklıymışsın gibi tavırlar sergileme. Kimseye bir şey söylemeyeceğim. Başıma gelen şeyde benim sorunum!'' dedim 'benim' kelimesini vurgulayarak ve hızla yürümeye başladım.

Yanımdan geçip giden arabayla sımsıkı yumdum gözlerimi. Her iki yanda yumruk halini alan ellerim çaresiz bir başkaldırıştı. Ağlamamak adına verilen aciz bir karşı koyuştu sadece. Yavaşça araladım gözlerimi. Yaşlar, önündeki set kalktığı için biranda özgürlüğe doğru yol aldı. Titrek bir nefes alıp gözyaşlarımı sinirle sildim.

Bir iki dakika kadar orada öylece durup kendime gelmeye çalıştım. Fayda vermediğini anlayınca da ilerlemeye başladım.

Gözlerimden akan yaşların sebebi senken neden onlarla beraber düşmüyordun ki? Neden onlara karışıp yok olmuyordun?

Hırçın bir hıçkırığın kopup boş sokakta yankılanması ağlayışımı daha da arttırdı. Ne kadar da zavallıydım. Belki de Nehir haklıydı. Korel'i düşündükçe mutlu olamazdım.

Ama ben unutmayı bilmiyordum ki...

Biranda geriye doğru çekildim ve sırtım sertçe bir bedene çarptı. Ağzımdan kaçan çığlık bir el yüzünden boğuk bir homurtunun önüne geçemedi ne yazık ki. Çaresizce ağlayan gözlerim saf bir korkuyla büyümüştü şimdi.

Nehir'in anlatımıyla...

''Amadan sonraki cümleler gibisin. Tarumar ediyorsun beni...''

Bu da neydi şimdi?

Nefesimi sertçe dışarı verdim. Neden kim diye düşünüyorsam yanlış gelmiştir kesin. Yoksa kim bana böyle bir mesaj atsın ki? Parmağım silmek için tamam yazısıyla buluşmadan zihnim yastığımın altına koyduğum notla buluştu.

Hemen yatağıma doğru gittim. Yastığı hızla kaldırıp notu aldım. Biraz buruşmuştu. Kapanan telefonumun şifresini girip tekrar açtım. Bir kez daha okudum notu. Ama kafamı bulandırmaktan başka bir işe yaramamıştı. Sıkıntıyla nefesimi dışarı üfleyip yatağıma bıraktım kendimi. Bağdaş kurduktan sonra derin bir nefes aldım. Şimdi sakince düşünmeliydim.

Geçen gün ağladığımı bilen ve bunu gören biri göndermişti notu. Beni sevdiğini söylemişti. İlk notla ilgili bildiğim şey şimdilik bu kadardı. Mesaj saat 17: 17 de gönderilmişti. Yani abimle eve gelmeden on, on beş dakika önce. Hemen o zaman nerede olduğumu düşünmeye başladım. Bi' Yer'in oralardayken atılmıştı büyük ihtimal. Aklıma şimşek gibi çarpan isimle gözlerim büyüdü. Sertçe yutkundum kendime gelmek adına.

Olabilir miydi gerçekten? Düşünceme sinirle gözlerimi devirdim. İşi gücü yok bana bunları mı gönderecek? Ayrıca o hayvanın böyle romantik şeyler yazacağını sanmıyordum. Hem bana zerre kadar bir ilgisi yoktu. Olsa belli ederdi değil mi?

Acaba kimdi?

Hemen 'Kimsin?' yazıp gönderdim. Mesaj iletilemedi yazısı meraklı heyecanıma indirilen balyoz darbesinden başka bir şey değildi. Çatılan kaşlarımla numarayı aradım. 'Aradığınız numara kullanılmamakta-' cümlesini bitirmesine izin vermeden aramayı sonlandırdım. Oflayıp notun yanına sertçe bıraktım telefonumu. Başımı ellerimin arasına koyup bir süre öylece durdum.

Kimsin sen? Kim?

+++

Aldığım kitabın parasını ödeyip yorgun adımlarla eve doğru yol aldım. Bir yandan Katre diğer yandan gizemli notlar... İkisi de ruhuma atılan çentiklerdi. Ama bu böyle gitmezdi. Katre'yle bir şekilde konuşmalıydım. Ben ona yalan söylememiştim ki. Bir şeyleri gizlemek yalan söylemek değildi.

Ya da öyle miydi?

Ah! Saçmalıyorum! Tabii ki yalan söylememiştim. Onu kandırmaktansa susmayı tercih etmiştim. Katre bunu anlamalıydı. Onu, Korel'den anca bu şekilde koruyabileceğimi, yapacak başka bir şeyimin olmadığının farkına varmalıydı. Sıkıntıyla nefesimi dışarı verdim.

Benim için önemli olan şey dostluğumdu. Notları kimin gönderdiği şuan için ikinci plandaydı. Ve Katre'yle eskisi gibi olana kadarda da öyle kalacaktı. Hem sonrasında Katre'yle bir istişare yapıp beraber bulurduk kim olduğunu. Aklıma Katre'yle eski günlerimizin gelmesiyle burukça gülümsedim.

Bana 'trafik ışığım' demesini bile özlemiştim. Ki ben, bu söze ifrit olan biriydim.

''Tesadüfün böylesi.'' Kafamı sese doğru çevirdim. Bu geçen gün anket yapan gamzeliydi. Ters bir bakış atıp tekrar önüme döndüm. Şu yeşil ışık bir yansaydı da şundan kurtulsaydım.

Hadi ama! Adaşınızın(!) sözünü dinleyin!

''Rüzgar ben.'' Nefesimi seslice dışarı verdim. Yan artık yan!

''Ne dedin duyamadım?'' Sinirle nefesimi dışarı üfledim. Bu anlamsız çaba niye? Yeşilin yanmasıyla hızlıca kendimi yola attım. Peşimden gelme gibi bir düşüncesi yoktur umarım. Böyle anlarda sinirlerimin tavan yapmasına engel olamıyordum. İnsanın geçmişte yaşadığı şeyler geride kalmıyordu ne yazık ki. Hayatını olumlu ya da olumsuz bir şekilde etkiliyordu.

Geçmiş, geleceğinin yön tabelasıydı.

Yanımdan geçip giden Baran'ın arkasından bakarak yürümeye devam ettim. ''Ay çok yakışıklı ya.'' Yılışık bir ses çalındı kulağıma. ''Sence sevgilisi var mıdır?'' diye devam etti yılışık ses. Onları dinlemeye devam ettim. Nedense merak etmiştim.

''Yok herhalde. Olsa bilirdik.'' Dedi başka bir ses ve kahkaha atmaya başladılar. Yanımdan geçmeleriyle gözlerimi kısıp onlara baktım. Sonra bunu neden yaptığımı kendi kendime sordum. Cevap alamayınca da bakışlarımı başka yöne çevirip hızlı adımlarla yürümeye devam ettim. Bazen fazlasıyla tuhaf olabiliyordum.

''Nehir?''

''Efendim?'' dedim merakla sitenin güvenlik görevlisi Ahmet Amcaya doğru dönüp. Katre'yle sohbet edecek kadar samimi olsalar da biz öyle değildik. Katre her ne kadar çok sıcakkanlı dese de soğuk, sert bir yapısı vardı.

''Bu size geldi.''

Katre'ye neler olacak?

Ya da bir şey olacak mı?

Nehir' e gelen şey ne?

Getiren kim?

Nehir'in zihninde yankılanan isim kime ait?

Rüzgar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ya da bir şey düşünüyorsunuz mu demeliyim? :D

Bạn đang đọc truyện trên: AzTruyen.Top