7. Bölüm


Multimedya: Poyraz KILIÇ

Hayırlı Cumalar ve keyifli okumalar...

Bir dakikaya! Ben tanımadığım bir adamla aynı asansöre binmiştim. Hırlı mı hırsız mı sapık mı katil mi? Bilmiyordum. Gerçi az önce sapık damgası yiyen bendim ya neyse. ''Dur!'' dedim bir anda, sesim biraz yüksek tonda çıkmıştı.

''Ne oldu?'' Anlamadığını belirten bakışları üzerimdeydi. Eli hala düğmelere yakın bir yerde, havada asılı kalmıştı. Asansörden çıkıp karşısına dikildim. ''Sen git.'' Dedim sakince. Şaşkın bakışları önce üzerimde sonrada çevrede gezindi. Tıpkı benim gibi asansörden çıktı ve yanımda durdu.

''Bozuk mu?'' Kafasıyla asansörü işaret etti. ''Yo.'' Dedim uzatarak. Kaşlarını kaldırıp ''Niye binmedin o zaman?'' dedi şüpheli bir tonda. Bu sözü kahkaha atmama neden oldu. Çatılan kaşlarıyla bu hareketime anlam veremediğini haykırıyordu resmen yüz ifadesi.

Derin bir nefes aldım, kendime gelmeye çalışıp ''Pardon ya sinirlerim bozuk biraz.'' Dedim gülerek. Sertleşen bakışları gülmemi yarıda kesip ciddileşmemi sağladı. Boğazımı temizleyip kısaca durumu açıkladım. ''Tanımadığım biriyle aynı asansöre binmem. Hele ki bu bir erkekse...''

Asansörün sesiyle ikimizin de başı hemen o tarafa dönmüştü. ''Bir bu eksikti! Senin yüzünden asansörü de kaçırdık.'' Sesi sertti. ''Allah Allah ya! Git dediğimde gitseydin.'' Dedim suçlunun o olduğunu belirten sesimle.

Sinirle nefesini dışarı verdi. Önce asansörün hangi katta durduğuna baktı sonra da merdivenlere. Kararsız kalmış gibi bir hali vardı. Asansörün sekizinci katta durduğunu görmemle sıkıntıyla ofladım. Şimdi bu sürtük iki saat bekletirdi. O kadar süre ne yaptığına dair hiçbir fikrim yoktu. Bir gün sorsam iyi olurdu. Gerçi ben hep böyle diyordum ama onu görünce bağırıp duruyorum beni o kadar beklettiği için. Omuz silktim, elbet bir gün öğrenirdim.

''Sürekli basman bir şey ifade etmiyor.'' Asansörün çağırma düğmesine o kadar sert ve sürekli basıyordu ki konuşma gereği duymuştum. ''Sen niye bekliyorsun? Gitsene! Sonuçta tanımadığın biriyle binmeyeceksin. Ben gidine kadar bekleyeceğine git! '' Kızgınlığı sesine yansımış ve tonunu yükseltmişti.

''İlk senin bineceğini kim söyledi?'' dedim sakin bir tavırla. Bana inanamıyormuş gibi bakıp ''İki saattir burada bekliyorum.'' dedi sert sesiyle.

''Sanki ben farklı bir şey yapıyorum! Ayrıca çek o ürkütücü bakışlarını üzerimden!''

Sinsi yılan bakışlarından da beterdi yahu. Korktum! Sert sesiyle ''Bana bak...'' dedi ama cümlesini yarıda kesip ''Farklı bir şey yapmıyorum şuan.'' Dedim sakin bir tonda. Gözlerini sımsıkı yumup açtı. Bu arada seslice nefesini dışarı vermişti.

''Ya sabır!'' dedi kendini sakinleştirmeye çalışıp. Dudaklarımın yukarı doğru kıvrılmasına neden oldu bu siniri. Bakışlarının hedefi yine ben olunca dudaklarım hemen düz bir çizgi halini aldı. Merdivenlere doğru yürüdüm ''Sonunda.'' Dediğini duysam da önemsemedim. Merdivenlerin başına geldiğimde kafamı kaldırıp ''Sevda!'' diye bağırdım son ses.

Sesim her zaman ki gibi boş apartmanda yankılanmıştı. Asansöre doğru yürümeye başladım. 3 - 2 - 1 ve asansörün aşağıya inmeye başlaması. Başta herkes 'ne oldu?' diye kapılara üşüşürdü ama zamanla onlarda alışmıştı bu duruma. Bide şu sürtük ben bağırmadan inmeye alışsaydı. Şaşkın bakışlarına alaycı bir tebessümle karşılık verdim.

Bana doğru bir adım atarak ''Seni öldürmemem için tek bir neden söyle!'' dedi ürkütücü bir sesle. Anlaşılan sabrını fazlasıyla zorlamıştım. Bakışları yutkunmama neden olan cinstendi.

''Sayemde daha fazla beklemeden asansöre bineceksin.'' Dedim sevecen olmasını umduğum bir sesle. ''Sayende asansöre de binememiştim.'' Dedi suçlayıcı sert sesiyle. Bir adım daha attı bana doğru. Aramızda çok az bir mesafe kalmıştı. Gözlerimi kaçırmak istiyordum ama sanki gözlerimi kaçırdığım anda beni öldürecekmiş gibime geliyordu. Asansörün açılan kapısı imdadıma Hızır gibi yetişmişti. Hızla arkama dönüp ''Bir dahakine seni gerçekten öldüreceğim!'' dedim kaya gibi sert sesimle.

Bir adım gerileyip bakışlarını kaçırdı her zamanki gibi. 'Sürtük' dedim içimden. ''Of be!'' diyen beğeni dolu sesine gözlerimi devirdim. Boşuna sürtük demiyorum. Sevda sürtüğünü o geri zekâlının üzerine doğru itip asansöre bindim. İmdadıma yetişmesinin karşılığını fazlasıyla ödemiştim.

Gönül rahatlığıyla beşinci katın düğmesine bastım. Elimi daha düğmeden çekemeden kendini asansöre atmıştı bile. Sinirle iç çektim. Ona kaçamak bir bakış attığımda bana bakıp alayla sırıtıyordu. Asansörden gelen tuhaf sesle birlikte küçük bir sarsıntı geçirdik. Olayı anlamadığımı haykıran yüz ifademle çevremde gezdirdiğim gözlerim onun üzerinde durdu.

''Hani bozuk değildi?'' dedi dişlerinin arasından. Ne yani asansör mü bozulmuştu? Gözlerimle asansörü tekrar tarayıp '' Bende anlamadım ki. Gayet güzel çalışıyordu.'' Dedim anlamadığı haykıran bir sesle.

''Hep senin yüzünden!''

''Hep senin yüzünden!'' ikimizde aynı anda aynı şeyi söylemiştik.

Ben gözlerimi devirirken oda bir şeyler homurdanıp sinirle nefesini dışarı verdi. Yavaşça aşağı doğru kayıp yere oturdum. Sırtımı da asansöre yasladım. Uzattığım bacaklarımın üzerine çantamı koydum. ''Ne yapıyorsun?''

''İki saat ayakta beklememi, beklemiyordun herhalde?'' dedim aksi bir tonda. Ayağıyla sertçe asansörün kapısına vurdu. ''Kimse yok mu?'' diye bağırdı.

Elini cebine attığında sakince konuştum. ''Çekmez burada bakma boşuna.''

''Çok kaldın galiba asansörde.'' Dedi aksi bir tonda. ''Ne alaka? Bir şeyleri bilemek için illa yaşamak gerekmiyor.'' Dedim aynı sakinlikle. Telefonuna baktıktan sonra yüzümün kızarmasına neden olacak bir küfür savurup tekrar cebine koydu.

On üç defa bağırmış, yirmi bir defa kapıya tekme atmış, sayamadığım kadar da küfür etmişti. Hafifçe öne doğru eğilip çantamla bacağına vurdum. ''Manyak mısın sen ya? Her tekmende sarsılıyoruz, senin yüzünden bir şey olacak şimdi.'' Dedim kızgınlığımın yansıdığı sesimle. Hayvan gibi vuruyordu resmen!

''Burada hiçbir şey yokmuş gibi oturmamı mı bekliyorsun?'' dedi sert sesiyle elini iki yana açıp. ''Tabii ki de evet.'' Dedim hemen. Elbet birileri bizi buradan çıkarırdı. Onun gibi kapıya vurmanın bir anlamı yoktu ki... Her seferinde sarsılıyorduk. Ve bu beni daha çok korkutuyordu.

Sinirle iç çekip hemen sağıma oturdu. Yüzümü kızartan küfürlerine bir yenisini daha eklemeyi de unutmamıştı. Tıpkı benim gibi oturmuştu. Sırtını duvara yaslamış, ayaklarını uzatmış, kapıya yüzü dönük oturmuştu. Asansör birden fazla mı küçüldü ne?

Kafamı arkaya yaslayıp gözlerimi yumdum. Olanları düşündüm. Aklımdan çıkmayan ruhuma çentikler atan Korel'in bugünkü halini düşündüm... 'Vay be ne iğrenç bir gündü!' demekten alamadım kendimi.

''Ne rahat kızsın sen ya!'' diyen sinirli sesle gözlerimi aralayıp ona baktım. ''Napim?'' dedim usulca. 'Senin gibi tepinim mi?' diye devam etmek istesem de sustum. Bu sefer kesin öldürürdü. İki eliyle saçlarını çekip sinirle ofladı.

Bir süredir sessizce oturuyorduk. Başımı yana çevirdim. Gözlerini kapatmış, kendini sakinleştirmeye çalışıyor gibi bir hali vardı.

''Çok mu önemli işin?'' Umurumda değildi ama yine de sormuştum. Gözlerini açıp ''Hı?'' dedi kafasını bana doğru döndürürken. ''İşin diyorum çok mu önemli?'' İkimizde kafamızı arkaya yaslamış halde birbirimize bakıyorduk.

''Pek değil. Babamın işleri işte... Bir dosyayı almam için buraya gönderdi.'' Dedi bu durumdan hoşnut olmadığını haykıran sesiyle.

''Sen babanın sözünü mü dinliyorsun?'' dedim şaşkınlıkla. ''Hiç öyle bir tipin yokta.''

''Hadi ya! Nasıl bir tipim varmış?'' Sesi sakindi. 'Sonunda' dedim içimden.

''Söyleyeyim de beni öldür dimi?'' dedim söylemeyeceğimi belirtip.

''Şimdiye kadar yaşaman bile mucize.'' Dudakları hafifçe yukarı kıvrılmıştı.

Ona ters bir bakış attım. Kafamı tekrar arkaya yaslayıp yumdum gözlerimi. ''Bu durumdan çok memnunsun dimi?'' diyen sesiyle tekrar gözlerimi açıp kafamı ona çevirdim.

''Anlamadım?'' dedim kaşlarımı kaldırıp. ''Benim gibi biriyle burada baş başasın ve durum hoşuna gidiyor.'' Dedi ukalaca.

''Ya ne demezsin? Sırf seninle baş başa kalayım diye 2S'yi üzerine bile ittim.'' Dedim sahte bir kabullenmeyle.

''Hala yaşaman gerçekten bir mucize...'' Daha çok kendi kendine söylermiş gibiydi sesi. Yeni fark etmiş gibi ''2S?'' dedi yüzündeki anlamadığını gösteren ifadeyle.

''Sürtük Sevda. Kısaca 2S.'' Diye açıkladım. Kafasını iki yana sallayıp küçük bir kahkaha attı. Siniri tamamen geçmiş gibiydi. ''Gerçekten tuhafsın.'' Dedi gülerek.

''Ne tuhaflığımı gördün?'' dedim aksi bir tonda.

''Seni gördüğüm andan itibaren istisnasız tüm davranışların.'' Dedi tüm kelimesini vurgulayarak. ''Sen sanki çok normalsin!''

''Sen beni tanımıyorsun dimi?'' dedi anlamlandıramadığım bir tonda.

''Tanımamı gerektirecek biri olduğunu sanmıyorum.'' Dedim usulca. Gereksiz bir sakinlik vardı üzerimde. Korel sağ olsun ruhum bedenimden çekilmişti. Sanki tüm hislerim yok olmuştu.

''Gerçekten sabrımı zorluyorsun.'' Uyarı doluydu sesi. Ters bir bakış atmakla yetindim. Kafasını iki yana salladı.

''Ah her neyse!'' dedi konuyu kapatmak istercesine. ''Poyraz ben.'' Önce uzattığı eline sonrada gözlerine baktım. ''Katre.'' Dedim sakince ve uzattığı elini sıktım.

''Memnun oldum.'' Dudaklarını yukarı doğru kıvırdı.

''Bana pek öyle gelmedi nedense.'' Elimi yavaşça elinden çektim. Bir kahkaha daha attı.

Dışardan gelen sesle hemen ayağa kalktık ikimizde. Ben ''Yardım edin!'' diye bağırırken oda sertçe kapıya vurdu. Hızla ona dönüp ''Yavaş vursana ya! Bir şey olacak şimdi!'' dedim kızgın ama içinde korkuyu da barındıran sesimle.

''Ne o korktun mu?'' dedi gizemli bir sesle tüm bedeniyle bana doğru dönerken. ''Seninle aynı yerde kaldığım halde korkmadım. Bundan mı korkacağım.'' Dedim söylediğini inkâr edip. Birazda saçmalayıp. ''Diyorsun.'' İnanmadığı bariz belliydi. Bana doğru bir adım attı. Aramızdaki mesafeyi açmak için bende bir adım geriledim. Küçücük asansörde sırtım duvara değdiği için bir an irkildim.

''Bekleyin biraz daha! Hallediyoruz!'' Dedi dışardan biri. Gelen sesle kafamı kapıya doğru çevirdim. Sonunda buradan çıkacaktık. Bana doğru attığı bir adımla bakışlarım hemen onu buldu. Aramızdaki o küçücük mesafeyi de kapatmıştı.

''Demek korkmuyorsun.'' Dedi keyifli sesiyle. Gözlerindeki ifade beni tedirgin ediyordu.

''Çekil!'' dedim sert olmasını umduğum bir sesle. Ama ben neyi ummuştum da olmuştu ki? Sesim sert değil de gayet normal bir tonda çıkmıştı. Neyse en azından kekelememiş, korkumu yansıtmamıştım. Gözlerim keyifle kıvrılan dudaklarına gitti. Dudakları... Kendine gel Katre! Kafamı yere indirdim. Tuttuğum nefesimi titrekçe verdim.

Ben bir erkekle hiç bu kadar yakın olmamıştım ki. Korel'den başka bir erkeğe bakmamıştım bile. Tabii ki beğendiğim, yolda yürürken kafamı çevirip tekrar baktıklarım olmuştu. Ama Korel'den başka bir erkekle olma düşüncesi asla aklımın ucundan bile geçmemişti. Bakamamaktan kastım buydu.

Çenemde hissettiğim parmaklarla kafamı kaldırıp ona baktım tedirgince. Su yeşili gözleri koyulaşmıştı. Yine o derinlik hâkimdi. Seni içine çeken ama bir yandan da içini ürperten derinlik...

Ani sarsılmayla sağ eli belimin hemen yanında çenemdeki eli de sol omuzumun hemen üstünde duvara yaslanmıştı düşmemek için. Bende her iki elimle arkamdaki duvara tutunmuştum. Aramızdaki o mesafe daha da azalmıştı. Nefesini hissedebiliyordum.

Bir sarsılmadan sonra çalışmaya başlayan asansörle hemen onu itip yerden çantamı aldım. Diğer uca gittim yanaklarım alev almışçasına yanıyordu. Hızlanan nefes alışverişlerimi ona hissettirmemek için büyük çaba gösteriyordum. Ama bir türlü sakinleşemiyordum.

Bana niye böyle olmuştu ki?

''Bebeğim heyecanlanma bu kadar daha hiçbir şey yapmadım.'' Dedi her harfinde keyfini hissettiren sesiyle. Asansörün açılan kapısıyla bir şey söylemek üzere açtığım ağzımı sinirle kapatmak zorunda kalmıştım. Ona ters bir bakış atıp dışarı çıktım.

Dışarıdakilerin 'İyi misiniz? Var mı bir sorun?' sorularına ''Yok bir şey!'' deyip sinirle eve doğru ilerledim.

Of! Nerde bu anahtar!

Son çare çantamdakileri yere boşalttım. Ama yok, yok, yok! Sinirle iç çektim. Çantamda olduğuna emindim. Acaba bir yerde mi düşürdüm?

Kulağımın dibinde ''Katre?'' diyen sesle yerimde zıpladım. Başparmağımla damağımı kaldırdım hemen. Sinirle ona dönüp ''Ne korkutuyorsun? İnsan gibi seslensene!'' dedim kızgın bir tonda.

Sözlerimi umursamadan karşıma geçip duvara yaslandı. ''Ne arıyorsun?''

'Ebeni' demek yerine ''Anahtar.'' Dedim bıkkın bir tonda. ''Hm... Nasıl bir şeydi?'' dedi sahte bir ilgiyle. Kızgın bakışlarımı ona yönelttim. ''Defolsana bi sen!'' Döktüğüm eşyalarımı sinirle çantama atmaya başladım.

''Ne kaba bir kızsın sen.'' Dedi onaylamaz bir tavırla. Sıkıntıyla iç çektim. Ben bu Poyraz uyuzundan ne zaman kurtulacaktım? Ters ters ona baktım. Çantamı, Poyraz'ın kafası olarak hayal edip kalan eşyaları da sertçe içine atmaya devam ettim.

Gözümün önünde sallanan anahtarlığımla kafamı hemen ona çevirdim. ''Ver onu bana!'' dedim keskin bir tonda. Hızla ayağa kalktım, sağ elimi açıp ona uzattım. ''Ver!''

''Niyeyse hiç içimden gelmiyor.'' Dedi alayla. ''Hay ben senin içine...'' diye homurdandım kısık bir sesle.

Gerçekten de iğrenç bir gündü!

''Hadi ama!'' dedim sıkıldığımı belirtip. ''Çocuk musun sen ya?''

Bana uzattığı anahtarla şaşırmadan edemedim ben hemen vermez sanıyordum. Anahtarı tam alacakken birden çekip arkasına sakladı elini. ''Sorularıma sözlü olarak cevap vermen yeterliydi uygulamaya gerek yoktu.'' Dedim sinirle.

''Ne? Anlamadım?'' dedi kaşlarını çatarken. ''Hiç şaşırmadım.''

''Ne diyorsun kızım sen?'' dedi anlamadığını belirten sert sesiyle. ''Anahtarımı ver diyorum!'' dedim keskin bir sesle.

''Beni de içeri alırsan neden olmasın?'' dedi keyifle. ''Kabul. Ver şimdi!'' Sesim netti. Keyifli yüzüne son sözlerimle şaşkınlık yansımıştı. Böyle bir şeyi beklemediği belliydi. Madem seni eve almayacağımı sanıyorsun neden soruyorsun? Geri zekâlı!

''E hadi!'' Durumun hoşnutsuzluğundan dolayı sertti sesim. ''Sen şimdi gerçekten beni evine alacak mısın?'' dedi şüpheyle. ''Evet.'' Dedim kararlılıkla. Dudakları keyifle yukarı doğru kıvrıldı. Sakince uzatılan anahtarlarımı hızla aldım. Ayakkabılarımı çıkarıp çantamı da yerden aldım. Kapıyı açıp içeri girdim peşimden gelen Poyraz'a ''Ayakkabılarını çıkar!'' dedim kafamla ayakkabısını işaret edip. Olumlu anlamda kafasını salladı ve eğilip ayakkabısını çıkarmaya başladı.

Yüzümde oluşan keyifli gülümsemeyle ''Geri zekâlı!'' dedim ve kapıyı sertçe yüzüne kapattım. Manyak ya gerçekten eve alacağıma inanmıştı. 'Salak' dedim kendi kendime gülerek. Kapıya atılan tekmeyle irkildim. Yeter ama ya! Sabahtan beri irkilip üzülmekten başka bir şey yapmamıştım. ''Bittin sen!'' diyen sinirli sesiyle kafamı iki yana sallayıp gülmeye devam ettim.

+++

''Katre! Uyan hadi!'' diyen sesle olumsuz anlamda homurdandım. '' Bir sabahta kendin uyan be annecim!'' dedi bıkkınlıkla. ''Katre!'' diye tekrar etti adımı ama bu sefer sesi sinirliydi. Kafamdan çekilen yorganla ofladım.

''Uykum var anne ya!'' Sırtımı anneme döndüm umursamazca. Sinirle oflayıp ''Bir sabah kızım ya sadece bir sabah zorluk çıkarmadan uyan!'' dedi isyan edercesine. 'Bir sabah anne ya sadece bir sabah beni uyandırma.' Dedim içimden. ''Katre!'' diye bağırmasıyla yerimde sıçradım. Gözlerimi açabildiğim kadar açıp ''Korktum.'' Dedim az önceki olayın izini taşıyan sesimle.

''Çabuk kalk!'' dedi sert bir tonda. Tam oflayacaktım ki bakışlarım anneme değince vazgeçtim. Hemen banyoya koşup rutin işlerimi hallettim. Hızla mutfağa gittim, yavaşça sandalyemi çekip oturdum. ''Babam ne zaman gelecek?'' dedim çayından bir yudum alan anneme. ''Bilmiyorum, bu hafta da gelemeyebilirim demişti.'' Dedi annem sıkıntılı bir tonda.

''Ne davaymış ya!'' dedim hoşnutsuzluğumu belirten sesimle. Babam bir dava için şehir dışındaydı. 'Bir hafta sürer en fazla' demişti ama iki haftadır yoktu. Özlemiştim... Aradığım zamanda hep kısa kısa konuşmuştuk. İşlerinin olduğunu söyleyip kapatmak zorunda kalmıştı.

''Bakışmana bir son verip yesen diyorum.'' Sabahları doğal olarak canım pek bir şey istemediği için tabağımdakilerle bakışıyordum daha çok. ''Canım istemiyor ki...'' dedim sızlanarak. ''Bitecek o tabaktakiler.'' Dedi keskin bir tonda.

İsteksizce başladım kahvaltımı yapmaya. Sessiz geçen kahvaltının ardından dişlerimi fırçalayıp odama gittim. Hızlı olsam iyi olurdu yoksa yine annemin azarlarına maruz kalacaktım. Beni neden beklediğini bir türlü anlamıyordum. Git işte sen. Sanki ben evden kendim çıkamıyorum!

Pudra pembesi tişörtümü, aynı renk ceketimi ve kot pantolonumu dolabımdan alıp giymeye başladım. Saçlarımı açık mı bıraksam acaba yoksa toplasam mı diye bir süre aynadaki kendimle bakıştım ve saçlarımı örmeye başladım.

Çantama gerekli şeyleri koyup son kez etrafta göz gezdirdim. Yatağımı da hızlıca düzettim. Evet, artık gidebilirdim. Annemin terliklerini ayağıma geçirip asansörü çağırdım. Annemin hala gelmediğini görünce ''Anne!'' Diye seslendim içeri doğru. Ses gelmemişti. Omuz silkip ayakkabılarımı giymeye başladım. Asansör gelmiş, ben ayakkabıları giymiştim ama annem hâlâ yoktu.

''Sonunda gelebildin.'' Dedim annemin her sabah ki ses tonunu taklit edip. Ayakkabısını giyip kapıyı kapatan annem bana ters bir bakış atmakla yetindi. Gülerek asansöre doğru ilerledim.

''Sen bırakayım mı?'' dedi annem sakince. ''Dershane yakın gerek yok ki. Hem senin yoluna da ters.'' Dedim usulca. ''Peki. Dikkatli ol tamam mı annecim?'' dedi sesinde endişenin kırıntıları vardı. ''Tamam.'' Annemi yanağından öpüp ''İyi dersler Hülya Öğretmenim.'' Dedim keyifle. ''İyi dersler.'' Dedi gülerken.

Ben dershaneye o da otoparka doğru ilerledi.

Acaba ben ne zaman dershaneye sevinçle gidecektim? Her gün bir önceki günden daha da isteksizce gidiyordum. Sıkıntıyla iç çekip ilerlemeye devam ettim. Zaten derste çalışmıyordum. Of of! Benim sonum bu gidişle hiç iyi değildi. 'Düzenli bir şekilde çalışıp bu sene iyi bir yer kazanacağıma' dair kendime söz verdim.

'Ah! Bide uysan...' dedi gereksiz ötesi diğer yanım. Cevap verme tenezzülünde bulunmadım.

Rehberlik hocamız büyük bir ihtimal bugün çağırıp ders çalışma kontrolü yapardı. Bide onun nasihatlerini mi dinleyecektim ya? Sıkıntıyla iç çektim. Canım çalışmak istemiyordu yani ne yapabilirim!

'Çalışmak zorundasın ama Katre.' Diyordu hep. Zorunda olmam bir şey ifade etmiyordu ki. İçimden gelmesi gerekiyordu. Neyse artık bu saatten sonra içimden gelse de gelmese de çalışacaktım. Bu böyle devam edemezdi. İyi bir yer kazanmalıydım.

Bugün Bi' Yer'in önünden geçmeyeceğim için düz devam ettim yoluma. Dün ne kötü bir gündü ya! Sabah Korel öğlen üstü de Poyraz... Aklıma Poyraz'ın gelmesiyle kıkırdamadan edemedim. Umarım bir daha onu görmezdim yoksa bu sefer cidden beni öldürürdü.

Tuhaf bir çocuktu Poyraz. Kendine çeken bir cazibesi vardı ama seni ürküten bir yanı da yok değildi. Aslında dün baya şaşırmıştım ona. Mesela 'Ay! Ne bakıyorsun be sapık!' demesi, bunu söylerken ki ses tonu, asansördeki halleri ve özellikle de sonrası...

Benimle o kadar muhatap olmasını beklemiyordum açıkçası. Belki de şaşkınlığım bu yüzdendi. Bilmiyorum... Omuz silkip yürümeme devam ettim. Neyse neydi canım...

Biranda omzuma atılan kolla ağzımdan korku dolu bir ''Hih!'' sesi çıktı. Başparmağımla damağımı kaldırdım. Omzumdaki eli sertçe itip hızla sahibine doğru döndüm. Sinir ve korku karışımı ifademe şaşkınlıkta eklenmişti.

İyi veya kötü paylaşın artık şu düşüncelerinizi benimle. Merak ediyorum yahu. :D

Bạn đang đọc truyện trên: AzTruyen.Top