6. Bölüm
Multimedya: Katre :) Hayırlı Cumalar ve keyifli okumalar...
Biraz şaşkınlık, biraz merak ve çokça da hayranlık dolu bakışlarımla Korel'e bakıyordum. O ise gözlerini Ceren'e dikmişti. Sağ ayağının ucuyla Ceren'in ayak bileğine dokundu. Pis bir şeyi ayakkabının ucuyla iterdin ya hani, işte tamda öyleydi dokunuşu.
Ceren kafasını kaldırıp anlamsız bakışlarla bana baktı. Sanırım benim yaptığımı düşünüyordu. Yanımızdaki Korel'i fark eder etmez bakışları ona döndü. Az önce ağlayan kız o değilmiş gibi keyifle gülümseyerek ayağa kalktı.
''Dayanamayıp peşimden geleceğini biliyordum.'' Heyecanı sesine yapışmıştı. Korel'in kot gömleğinin yaka kısmıyla oynayama başladı sağ eliyle. Korel kaba bir şekilde, üzerinde hangi işkencelerimi uygulasam diye düşünmeye başladığım Ceren'in elini ittirip ''Flaş nerede?'' dedi buz gibi bir ses tonuyla.
Ceren'in böyle bir tepkiyi beklemediği bariz ortadaydı. ''Bi... Bilmiyorum. Ne flaşı?'' Sesinde gizleyemediği bir korku vardı. Korel bir anda elini Ceren'in saçlarına dolayıp kendine doğru çekti. Ağzından kaçan tiz çığlık sokakta yankılanmıştı. ''Nerede diyorum? Bilip bilmediğini sormuyorum.'' Dedi dişlerinin arasından.
Ceren saçlarını Korel'in elinden kurtarmaya çalışmaktan iki büklüm olmuştu. Yüzü çektiği acıyla kasılmış, yaşlı gözlerinde korku vardı. Burada böylece film izler gibi olanları izleyemezdim. Ayağa kalktım. Cevap alamayan Korel, saçlarını tekrar çekip sokakta acı dolu bir çığlığın daha yankılanmasına neden oldu.
''Bırak.'' Dedim sakin bir sesle Korel'in koluna dokunup. Bu içimde bir şeyleri harekete geçirmişti. İlk kez ona dokunuyordum. Gözleri önce kolundaki ele sonra bana döndü. Sert bakışlarında az da olsa bir şaşkınlık vardı. Nedeni beni orda görmesi mi yoksa bırak demem miydi, bilmiyorum. ''Senin ne işin var burada?'' Daha çok kendi kendine konuşuyormuş gibiydi kısık sesi.
Burada olduğumu fark etmemişti. 'O seni ne zaman fark etti ki?' dedi diğer yanım. Haklıydı. O beni hiçbir zaman fark etmemişti.
Boğazımda yine bir yumru oluştu. Yutkunsam da geçmeyecek olan bir düğüm... Gözlerimi kaçırdım. Kendime gelmeliydim. Yatağım dururken bu sokak orasında üzülemezdim. Gözyaşlarımı yastığıma dökmek varken bu sokağa dökemezdim. Kimsesiz bir zavallı gibi acımı ulu orta yaşayamazdım. Kendime gelmeliydim. Bir şeyleri belli edemezdim.
''Bırak.'' Diye yineledim sözümü. Elimi kolundan çektim ama gözlerim gözlerindeydi.
Bakışları anında sertleşip ''Defol!'' dedi iliklerimi bile donduracak kadar soğuk bir ses tonuyla. Umursama Katre o şuan sinirli diye kendimi motive ettim. 'Normalde olsa kıyamaz zaten sana' dedi diğer yanım alayla. Önemsemedim. Ellerimle, parmaklarını Ceren'in saçından ayırmaya çalıştım. Bir kadına şiddet uygulayamazdı. Bu az önce sevdiğim adama yavşayan bir kız bile olsa.
Boşta kalan sol eliyle beni itti. Dengemi son anda sağlayıp düşmekten kurtuldum neyse ki. Benim âşık olduğum adam bu muydu? Bir kadına hiç çekinmeden şiddet uygulayacak kadar aşağılık mıydı gerçekten? Hem de bir flaş için? İçindeki ne kadar önemli olabilirdi ki?
Uzaktan sevmek böyleydi işte, farklıydı. Çünkü o kişiyi tam olarak tanımazdın, kafanda oluşturduğun bir kalıp olurdu, o kalıba şıp diye uyan da bir tek o olurdu. Ya da şıp diye uyduran sen olurdun.
Kafamdaki kalıpta Korel böyle değildi. Bu insanı hem üzüyor hem şaşırtıyor hem de biraz hayal kırıklığına uğratıyordu. Kafamı iki yana salladım, şuan bunu düşünmemeliydim! Ceren'e yardım etmeliydim.
''Bıraksana kızı.'' Sertti sesim. Sinirlenmeye başlamıştım.
Sinirle nefesini dışarı verdi Korel. Elleriyle kavradığı saçı, diplerinden sökmek istercesine çektikten sonra sertçe yere doğru fırlattı Ceren'i. Ben Ceren'in yanına giderken oda Ceren'in çantasına doğru gitti. İçinde ne var ne yok boşalttı. Bu flaş onun için baya önemli olmalıydı.
Dikkatimi Ceren'e verdim. Gözlerinden akan yaşlar durmak bilmiyordu. Çantamdan peçete çıkarıp ona verdim. Islak mendilde çıkardım dizlerini silmek için. Yere fırlatıldığı için dizleri soyulmuştu.
''Uzat ayaklarını.'' Dedim usulca. Dediğimi yapıp hemen uzattı. Kendinde değil gibiydi. Korku dolu yaşlı gözlerle Korel'e bakıyordu. ''Yakar mı ki?'' Bakışları bana dönünce ıslak mendili gösterdim. Bana boş boş bakmakla yetindi.
Nefesimi sertçe dışarı bıraktım. Bu kadar korkması saçmaydı. Madem korkuyorsun almasaydın. Hadi diyelim ki almadın; e o zaman da korkmanı gerektirecek bir şey yok ki.
Çantamdan su şişemi çıkarıp yavaşça dizine döktüm. İçli içli ağlayışının arasına bir ''Ah!'' yerleşmişti. Ona özür dilercesine baktım. Islak mendilden vazgeçmiştim. Suyla temizlemek daha mantıklıydı sanki. Korel bir anda üzerimize yürüyüp ''Nerde?'' diye bağırdı sert sesiyle. Bu sesten irkilen sadece Ceren olmamıştı. Bende onun kadar korkmuştum.
''Kalk ayağa!'' deyip Ceren'i kolundan tuttu ve tek hamlede kaldırdı. Üzerindeki tişörtü iki eliyle çıkardı. ''Hırsızlıkta sınır tanımıyorsun!'' Tiksinerek bakıyordu Ceren'e. Üzerindeki tişörtün ona büyük geldiğini fark etmiştim ama tişörtün bir erkeğe ait olduğunu fark etmemiştim.
Fark etseydim bile o erkeğin Korel olacağını düşünmezdim. Hem belki de onun değildi. Gruptan başka birinindi. 'Polyanna bu sözünden sonra intihar etti Katre.' Dedi diğer yanım hemen. Sertçe yutkundum. Alt tarafı tişört dedim kendime. Alt tarafı bir bez parçası... Hem Korel 'hırsız' demişti öyle değil mi? Çalmış işte. Üzülmemi gerektirecek bir şey yoktu.
Siyah dantelli sütyeniyle kalan Ceren eliyle göğüslerini kapattı. Ben bile utanmıştım o nasıl utanmasın ki? Gerçi ben o tür bir sütyeni almayı bırak mağazada görsem, bakmaya bile utanırdım. Ama Ceren'den bahsediyorduk. Sürtüklükte dünya markası olan Ceren'den! Benim, onun utanmasını normal karşılamam değil göğüslerini kapatmaya çalışmasını garipsemem lazımdı.
''Hadi ama nerde o dün geceki kız? Unutmuş olamazsın.'' dedi alaylı sesiyle Korel. Gözlerini arsızca Ceren'in vücudunda gezdirdi.
Yok artık! Bunlar... Olamazdı dimi? Olmamalıydı!
Ben, dün akşam sevdiğim adamla yatan kızı mı teselli etmiştim? Acaba neden ağlıyor diye ona mı üzülmüştüm?
Kalbim bir şey tarafından sıkılıyormuş gibi oluyordu. Boğazımda oluşan yumru sadece yutkunmamı değil nefes almamı bile engelliyordu. Bu kadar acı fazlaydı. Dayanamıyordum. Kafamı kaldırıp gökyüzüne baktım. Dökülmemeliydi o yaşlar...
Dün akşam kızların onu facedeki resimlere etiketlemesine sinirlenip, üzülüyordum. Oysaki fotoğraflar onun dün gece yaptığı şeyin yanında ne kadar da masumdu.
Varlığımdan bile haberi yoktu. Kocaman bir 'HİÇ' tim onun için. Yaşlı gözlerimi onlara çevirdim.
Ceren'in ellerini arkasında birleştirip tek eliyle de bileklerinden tutmuştu. Elinden kurtulmak için yaptığı hamleler boşuna olsa da yine vazgeçmiyordu. Ceren'i duvarla kendi arasına alıp ceplerine bakmaya başladı.
Gözlerimi açabildiğim kadar açıp gökyüzüne baktım. Dökülmemeliydi o yaşlar...
Şu durumda bile bir kıza bu kadar yakın olması beni deli ediyordu. Hâlbuki hiç olmadığı kadar sinirliydi ve ona şiddet uyguluyordu. Ama yine de ona dokunuyordu ve bu bile kıskanmama neden oluyordu. Sertçe yutkunup yavaşça onlara doğru çevirdim gözlerimi. Korel aradığını bulamamış olacak ki Ceren'i kendine doğru döndürüp boğazını sıkmaya başlamıştı.
''Söyle!'' Buram buram tehdit kokuyordu sesi. Artık dayanamayacağını anlayan Ceren kafasını olumlu anlamda salladı. Pes etmişti sonunda. Fazla bile dayanmıştı... Korel'in boğazını sıkmayı bırakmasıyla öksürük krizine girmesi bir oldu.
Biraz olsun kendine gelebildiğinde ''Çantamda. Fermuarın bittiği yerde gizli bir bölme yapmıştım orda.'' Dedi. Sesi boğuktu. Korel çantayı alıp sert bir şekilde Ceren'e fırlattı. Ama Ceren tutamadan yere düştü çantası. Eğilip aramaya başladı hemen. Korel bir eliyle burun kemerini sıkıyordu. Bir gün korkusuzca bakma umudu ile dolu olduğum gözlerini de sımsıkı kapatmıştı.
''Hadi!'' Sert sesi sokakta yankılanmıştı. Ceren irkilmişti ama ben öylece duruyordum. Ruhum bedenimden çekilmiş gibiydi. Flaşı alıp titreyen elleriyle Korel'e uzattı. Hızla elinden alıp avucunun içine sakladı flaşı. Bir gün benim elimi de tutup böyle sahiplenir miydi?
Olanları öylece izliyordum. Bir yanım ona yardım etmek istiyordu. Diğer yanım buradan arkama bile bakmadan kaçıp gitmemi... Elimin içinde sıkılmaktan ezilip, büzülmüş su şişeme baktım içindeki sular bacağıma dökülmüştü. Umursamadım... Yerdeki çantamı alıp yavaş adımlarla ilerlemeye başladım.
Arkamdan Korel'in, o beni benden alan sesi geliyordu. Ama bu sefer sertti, tehdit ediyordu ''Bu burada bitmedi. Söyle o ...'' dinlemedim ne dediğini. Zihnimde sadece 'Hadi ama nerde o dün geceki kız? Unutmuş olamazsın.' Sözü vardı. Ama o ses tonu beni dipsiz kuyulara atıyordu.
Uzaktan sevmek en güzeli falan değildi, en acısıydı. Uykusuz geçen geceler, ruhuna atılan çentikler, yavaş yavaş emilen yaşam enerjin... Bunlar güzel değildi ki.
Uzaktan sevmek kapkaranlık bir boşlukta uçmak gibiydi.
Uçmak güzeldi, ruhunun en ücra derinliğinde bile özgürlüğü hissetmekti. Ama karanlıkta uçmak o ücra derinlikte kaybolmaktı. Belirsizlikti. Etrafında olan güzellikleri göremezdin. Etrafında bir güzellik var mı onu bile bilemezdin.
+++
Dershaneye geldiğimde ilk ders bitmişti. Nehir'in sorularını cevapsız bırakmış, 'eve giderken anlatırım' deyip başımdan savmıştım. Neden dershaneye geldiğimi bende bilmiyordum. Hatta buraya nasıl geldiğimi bile hatırlamıyordum.
Aklımda sürekli Ceren ve Korel vardı. Kızgındım, üzgündüm, kırgındım, şaşkındım... Hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyordum. Gidip Korel'e hesap sormak istiyordum. Ceren'in üzerinde en nadide işkencelerimi denemek istiyordum. Ama bunların hiçbirine hakkım yoktu. Onu kıskanmaya, ona kızmaya hakkım yoktu.
Neden hep hak etmediklerimizi yaşıyorduk ki?
Uzaktan sevmek zordu. Hem de çok zor... Yok ediyordu seni. Bitiriyordu. Ne kadar çok sevdiğinin bir önemi olmuyordu. O hep önüne bakıyordu sense sadece ona. Ama yine de ondan vazgeçmiyordun hatta bu düşünce aklına bile gelmiyordu. Unutmak diye bir şey yoktu. Umut vardı. Bir gün senin olacaktı ve her şey geride kalacaktı.
Sıkıntıyla iç çektim. Bu halde bile benim olacağını, beni seveceğini umut edebiliyordum. Salak mıydım yoksa fazla mı hayalperesttim?
Kafamı sıradan kaldırıp etrafıma bir göz attım. Normalde ikinci sırada Nehir'in arkasında oturuyordum. Ama bu gün en arkaya oturmuştum. Hiçbir dersi dinlememiştim. Hatta matematik dersinde olduğumuzu bile şimdi fark ediyordum.
Kimi dersi can kulağıyla dinleyip notlar alıyor kimi de bitse de gitsek havasındaydı. Sıkıntıyla iç çekip gözlerimi tekrar sırama çevirdim. Biten dersle çantamı alıp öne, Nehir'in sırasına doğru ilerledim. Hâlâ tahtadakileri not alıyordu. Beni fark ettiğinde ''Biraz bekler misin? Az kaldı zaten.'' Deyip cevap bekleyen bakışlarını bana yöneltti. Kafamı olumlu anlamda sallamakla yetindim. Sormasına bile gerek yoktu aslında.
Yan taraftaki sıraya oturup tahtaya diktim gözlerimi. Tek bir silgi yetiyordu ona. İstenmeyen şeyleri silebiliyordun hemen. Bazen izi kalıyordu ama yenileri eklenip silindikçe o izden eser kalmıyordu. Keşke bende beyimdeki bazı düşünceleri silebilseydim.
Korel'le Ceren or***usunun birlikte oldukları silebilseydim zihnimden. Bu kalbime bir damla asit dökmüşçesine acı veriyordu. Sadece kalbini değil ruhunu bile yok ediyordu. Dökülen sadece bir damlaydı oysaki ama seni yok etmeye yetecek olan bir damla... 'Bunu zihninden silsen ne olacak ki? Gerçeği değiştirmeyecek.' Dedi diğer yanım. Lanet olsun ki yine haklıydı.
Gözlerimin önünde sallanan elle bakışlarımı Nehir'e çevirdim. ''Sonunda.'' Bıkkın bir tavrı vardı. ''Dökül bakalım!'' diye devam etti sözlerine. Boş bakışlarımla onun merak ve endişe dolu gözlerine diktim. Kaçış yoktu mecbur anlatacaktım. Aslında anlatmak istiyordum istemesine de şimdi olsun istemiyordum.
Gözlerimi tekrar tahtaya çevirdim. Boş bakışlarım tahtada oyalandı bir süre. ''Her neyse. Hadi gidelim.'' Bozulduğunu belli etmemek için sesini normal bir tonda çıkarmıştı. Ama gözleri onu yalanlıyordu. Ruhsuzca gülümsedim. Usulca ayağa kalkarken başladım anlatmaya. Baran'ı markette gördüğüm andan başladım. Yine kızacaktı ama fırsat olmamıştı ki anlatayım.
''Ya sen bana neden her şeyi olay günü anlatmıyorsun?'' dedi kızgın sesiyle. ''Fırsat olmadı ki.'' Dedim suçlu bir sesle. Ama yavru köpek bakışlarımı da devreye sokmuştum.
''Hiç bakma öyle Katre.'' Anlaşılan bu sefer işim zordu. ''Ceren'le nasıl birlikte olur ya? Ben ona bakınca gözlerimden özür diliyorum o gidiyor birlikte oluyor.'' Dedim isyan edercesine.
''Korel'den bahsediyoruz. Niye şaşırıyorsun ki?'' dedi. ''Hem onun ilgi alanı farklı.'' Diye devam etti sözlerine. Yaptığı ima midemi bulandırmıştı. ''Ya ama –'' diye başlayacaktım ki cümlem Nehir tarafından kesildi.
''Ne ya ama? Korel kızım bu! Korel! Ne bekliyorsun ki?'' İyice sinirlenmişti.
''Korel'i sanki yıllardır çok yakından tanıyormuş gibisin.'' Dedim alayla. Gözlerini kaçırıp ''Ne alaka ya! Ben nerden tanıyım. Tanımıyorum. Senin anlattıklarından falan... Yoksa bilmiyorum bir şey. Nerden bileyim ki hem?'' Diye saçmaladı.
''Şaka yapmıştım sadece.'' Usulca konuşsam da bu tavrına bir anlam verememiştim. Gerçi konu Korel olunca ben onun hiçbir tavrına anlam veremiyordum ya neyse. Sözlerim onu rahatlatmıştı sanki ya da bana öyle gelmişti, bilmiyorum.
Kafam zaten belediye çöplüğü gibiydi bide Nehir'in davranışlarını yorumlayamazdım. ''Kalkalım mı?'' dedim sakince.
Dershaneden eve gelene kadar anlatmıştım olanları ama Nehir sürekli araya girip bir şeyler söylediği için bitmemişti anlatacaklarım. Bizde sitenin bahçesine oturmuştuk. Başını evet anlamında sallarken ''Olur,'' dedi.
Birkaç adım atmıştım ki çekingen sesinden adımı duydum. ''Katre?''
Geriye doğru dönüp ellerimi iki yanımda açtım. ''Ben alışkınım.'' Buruk bir tebessüm oluşmuştu dudaklarımda. Her seferinde kendimi üzmememe dair bir şeyler söylüyordu. Moralimi düzeltmek için elinden gelen her şeyi yapıyordu. Ama alışmıştım işte. Üzülmeye, kırılmaya, sevilmemeye...
''Kafanı başka şeylere yoğunlaştırmayı dene diyecektim. Ne bilim en basiti; ders çalışmak...'' Dedi sonralara doğru oluşan tereddütlü sesiyle.
''Denerim.'' Hafifçe gülümsemeye çalıştım. ''Nehir?'' dedim alt dudağımı ısırıp. ''Hı?'' dedi meraklı bir tonda. ''İyi ki varsın be!'' dedim tüm içtenliğimle ve kollarımı boynuna doladım. Anlatırken benden bile çok kızmıştı Korel'e hatta bir ara elimle ağzını kapatıp 'Bir sakin ol ve nefes al.' demek zorunda kalmıştım.
Bana her ne kadar kızsa da bir o kadar da üzüldüğünü anlayabiliyordum. Gerçek bir dosttu Nehir. İyi ki varsın diyeceğimiz insanlardandı.
''Sende iyi ki varsın.'' Sesinden gülümsediğini anlayabiliyordum. Ayrıldığımızda yanağıma sulu bir öpücük bırakıp eve doğru yürüdü. ''Fizik çalışma o zaman küfretmediğin varlık kalmıyor. Türkçe falan çalış.'' Demeyi de ihmal etmeyip bir yandan da güldü.
Asansöre doğru dualar ederek ilerledim. İki saat bide onu bekleyemezdim. Beş kat merdiveni hiç çıkamazdım. Asansör bu kattaydı ama içinde biri vardı. Hem de nasıl biri...
Hani hep böyle ışıklar söner iki kişi kalır falan ya da reklamlarda çocuk böyle ışıklar içinden gelir ya bir an öyle bir anın içinde sandım kendimi.
Esmer, uzun boylu, yeşil gözlü, yakışıklı diye tarif edilebilecek fakat bu şekilde tarif ettiğimde bir şeylerin kesinlikle eksik kalacağı birisi vardı asansörde.
Esmerdi boyu 180-185 civarıydı.
Özenle yapılmış fakat hiç özenilmemiş gibi dağınık duran saçlarıyla kesinlikle cool bir havası vardı üzerindeki takım elbiseye rağmen gayet sportifti. Atletik bir vücudu vardı hani şu ne giyse yakışan cinsten, geniş omuzlu kaslılardan...
Fazlasıyla erkeksi yüz hatlarına sahipti. Kalın dudakları, yeni çıkmaya başlayan sakalları da albenisini artırıyordu.
Ama gözleri...Hani okyanusun ortasında yüzmeye çekinirsin dibini görmediğin o engin derinlik seni korkutur, gözlerindeki ifade aynen öyleydi işte.
Kendine çeken bir cazibesi vardı fakat derinliği insanın içini ürpertecek cinstendi.
Ayrıca o gözlere baktığımda içim ürpermekle kalmadı içimde bir yerlerde bir ses, bu gözlerde yılan sinsiliği gördü. Nedendir bilmiyorum ama bu adamdan uzak durmamı avaz avaz haykırdı.
Şimdi Nehir burada olsa 'Okuduğun şu kitapların' diyerek saydırmaya başlardı eminim.
'Sonuçta taş gibi çocuk hayır sen bunun neresinde yılan gördün, yılan sinsiliği nedir? Ya sen çok abarttın bak bu kitap işini' demeyi de ihmal etmezdi.
Ki bir yere kadar haklı da yani ömrümde ilk kez gördüğüm ve büyük bir ihtimalle bir daha görmeyeceğim bir adam hakkında durmuş burada yorum yapıyordum.
Duyduğum sesle kendime geldim. "Ay ne bakıyorsun be sapık! " dedi sesini kız sesine benzetmek için inceltmişti. Ben az önce kendime geldim mi demiştim? Vazgeçtim!
Böyle bir adamdan böyle bir sesin çıkmasına mı şaşırayım, benimle böyle konuşmasına şaşırayım yoksa sapık damgası yediğime mi utanayım bilemedim. Bende hepsini bir arada yaşadım. Ben zaten alışkındım birçok duyguyu bir arada yaşamaya.
''Ha?'' dedim o anki duygu karmaşamdan dolayı. Bu halim onu güldürmüştü. ''Gelmeyecek misin? Tüm gün seni bekleyemem.'' Dedi gülerken. Kafamı sallayıp asansöre bindim. Neden kafamı salladığımı bende bilmiyordum. Normal de ona kızmam, sapık dediğine pişman etmem gerekirdi. Allah'ım sen aklıma mukayyet ol!
Bir dakikaya! Ben...
Bạn đang đọc truyện trên: AzTruyen.Top