5. Bölüm


Multimedya: Fırat BULUT

Bölüm yarın gelecekti ama ufak bir sürpriz yapmak istedim. :) Keyifli okumalar...

Bu çocuk benden taş çatlasa, patlasa, hatta atomlarına bile ayrılsa en fazla iki dakika önce çıkmıştı fırından. Ne ara biriyle kavga etmeye başlamıştı ki? Baran aldığı ekmekleri yan taraftaki duvarın dibine bırakmış, karşısındaki çocukla yumruk yumruğa kavga ediyordu.

Karşısındakini daha önce görmüştüm ama adını bilmiyordum. Oda tıpkı Baran'lar gibi serseri dediğimiz bulaşılmayacak tiplerdendi. Baran'la aynı boyda ve onun gibi kaslıydı. Baran'ın aksine mavi gözlü, kumraldı. Dolgun dudakları ona ayrı bir hava katıyordu. Birçok kızın hayalini süsleyecek kadar da yakışıklıydı.

Neden burada dikilip onları izlediğime bende bir anlam vermemiştim. Omuz silkip yürümeye başladım. Ayıracak halim yoktu ya...

Eve gidince annemden güzel bir azar işiteceğim kesindi. Evden her zamankinden erken bir vakitte çıkmıştım. Her zamankinden de geç dönmüş olacaktım muhtemelen. Ama ekmeklerin geç çıkması benim suçum değildi ki. Çalan telefonumla ikisinin de bakışları beni buldu. Hadi ama... Oradan geçenlere hatta size müdahale etmeye çalışanlara bile aldırmayıp zil sesime aldırmakta neyin nesi? Bildiğimiz Samsung melodisi işte.

Baran ani gelen yumruk darbesiyle bir an geriye doğru sendeledi. Vakit kaybetmeden atılan ikinci yumrukla da dengesini tamamen kaybedip yere düştü. Doğrulmaya çalışan Baran'ın göğsüne ayağıyla vurup kalkmasına engel oldu. Hemen üzerine çıkıp ardı ardına yumruklarını indirmeye başladı adını bilmediğim ve bilme gereği de duymadığım şahıs. Baran' da karşılık vermeye çalışıyordu. Ama ardı ardına gelen yumruk darbeleri ona başarılı olma şansı vermiyordu.

Ben bir şey yapmadan susan ve tekrar çalmaya başlayan telefonumu önemsemedim. Elimdeki 2,5 Lt'lik kolama özür dilercesine bakıp iç çektim. Markete uğrayıp kola almıştım, evden de bu yüzden erken çıkmıştım. Ekmekleri dikkatlice yan tarafa koyup kola şişemi sertçe çocuğun kafasına vurmaya başladım. Baran'da hemen üzerinden itip bir hamlede üstüne çıkıp yumruk atmaya başladı.

Cebimden biber gazımı çıkarıp '' Çekil bi çekil,'' dedim Baran'ın kolunu tutup. Sert bakışlarını bana yöneltti. Elimdeki şişeyi sallayıp ''Hadi!'' dedim sabırsızlıkla. Çocuk bu boşluktan yararlanıp Baran'ı sertçe üstünden itti. Geriye doğru yalpalarken 'Bunu hak ettin,' diye geçirdim içimden, bir yandan da gözüne spreyi sıkıyordum. Fırsatları çok iyi değerlendiren bir pislikti! Kolam onun yüzünden patlamıştı tabii ki pislik diyecektim. Ona hakaret etmem için tanımama gerek yoktu ki.

Neredeyse tüm spreyi çocuğa sıkmıştım. Ettiği küfürler yüzümün kızarmasına neden olsa da vazgeçmemiştim. Ama ettiği son küfürle, elimle ensesine sertçe bir tane geçirip ''Terbiyesizlik yapma!'' dedim. Gerçekten bravo Katre tamda söylenecek söz!

Kolam kafasında patladığı için ensesi de kola olmuştu doğal olarak. Ona vurduğum için kirlenen elime yüzümü buruşturarak bakmaktan kendimi alamadım. Çocuğa biraz daha yaklaşıp giydiği hırkanın ön tarafına elimi sildim. İki eliyle de gözlerini tutması işimi kolaylaştırmıştı. Gerçi küfür etmek ve ellerini gözlerine bastırmaktan yaptığım şeyin farkında bile değildi.

Bana sırıtarak bakan Baran'a 'Ne var?' anlamında bir bakış attım. ''Onun yüzünden elim kirlendi. Ne yapsaydım yani?'' dedim hırçın bir sesle. Bu tavrım onu güldürmüştü. Ters bir bakış atmakla yetindim.

Ekmeklerimi alıp susmayan telefonumu açtım.'' Valla ekmekler geç çıktı anne benim hiç suçum yok. Yoldayım zaten.'' Dedim bir şey söylemesine izin vermeden. ''Acele et!'' deyip suratıma kapattı telefonu. Neyse canım en azından tüm sinirini eve saklamıştı bu da bir şey.

Kötünün iyisine de şükür.

Adını bilmediğim pislik küfürler ede ede ilerliyordu. Ya da ilerlemeye çalışıyordu mu demeliyim? Sürekli sendeleyip, bir yere çarpıyordu da... Ben olsam otururdum gözlerimi açabilene kadar. Salak gibi oraya buraya çarpıp canımı acıtmazdım. 'Geri zekâlı işte!' dedim kafamı iki yana sallarken.

Bakışlarımı ondan alıp eve doğru gitmek için ayaklarımı harekete geçirdim. Gözlerim Baran'a takıldı. Kaşı ve dudağı patlayan Baran'a... Ceketimin ceplerine baktım hızla. İçinden en fazla iki tane çıkardığım peçete paketini elime alıp Baran'a uzattım. Elimden almasıyla hiçbir şey söylemeden, onunda söylemesine izin vermeden yürümeye başladım. Patlayan kolam aklıma gelince derin bir iç çektim.

''Eyvallah.'' Diyen sesi irkilmeme neden oldu. Yanımda yürüdüğünden bile haberim yoktu. Bakışlarımı ona çevirdim hızla. Bir eliyle ekmek poşetini tutuyor diğer eliyle de peçeteyi dudağına bastırıyordu. Tam ağzımı açmıştım ki ''Gerçi senin yüzünden oldu ama neyse,'' dedi suçlayıcı bir tavırla.

''Benim yüzümden mi?'' dedim hayret dolu bir sesle '' Etraftan geçenleri hatta sizi ayırmaya çalışanları bile umursama hatta onlara da iki tane çak ama benim çalan telefonumu umursa ve suçlu ben olayım!'' diye devam ettim cümleme inanamadığımı belirten bir sesle. Cevap vermeden ilerlemeye devam etti.

Yan yana yürümemiz yanlış anlaşılabilirdi. Hadi Korel olsa neyse de Baran'la yanlış anlaşılmak isteyeceğim bir şey değildi. Adımlarımı hızlandırıp önüne geçmeye çalıştım. Ama oda adımlarını hızlandırıp bana yetişti. Biraz daha hızlandırdım adımlarımı yine işe yaramamıştı. Çünkü oda hızlanmıştı. Dışardan ben koşuyormuş gibi oda hızlı yürüyormuş gibi göründüğüne emindim.

Adımlarımı yavaşlatıp onun önden gitmesini sağlamak istesem de yine bana uyup adımlarını yavaşlattı. Ya sabır! '' Ya sen niye benim yanımda yürüyorsun? Gitsene!'' dedim hırçın bir tavırla. ''Hava karardı bu saatte tek yürüme.'' Demekle yetindi. Bir an bocalasam da alayla konuştum. ''Gözlerimi yaşartıyorsun.''

''Yürü hadi işim gücüm var seninle uğraşamam.'' Dedi sert bir sesle. ''Ya sabır! Ben başımın çaresine bakabilirim. Git sen!'' dedim diklenerek. ''Ondan şüphem yok. Hele az önceki olaydan sonra... Ama bu yine de senin tek başına yürümeni gerektirmez. Şimdi düş önüme!'' İtiraz kabul etmeyen bir tavrı vardı.

'Sana neden güveneyim ki?' deyip konuşmayı uzatırdım ama eve yeterince geç kalmıştım. Dediğini yapıp yürümeye başladım. Bu tavrı her ne kadar şaşırmama neden olsa da hoşuma gitmişti. Kimin eniştesi be!

Aklıma annemin gelmesiyle sıkıntıyla oflamaktan kendimi alamadım. Markete kola almaya gideceğim deyip erken çıkmıştım kolamda o pisliğin kafasında patlamıştı. Markete gittiğim için geç kaldım diyemezdim. Kolayı yolda içtim desem, inanmazdı. Gerçekleri söylesem... Sıkıntıyla iç çektim. Ben ne yapacaktım ya?

''Benden bu kadar mı rahatsızsın?'' dedi anlamlandıramadığım bir ses tonuyla. '' Bunu da nerden çıkardın?'' dedim anlamadığımı belirtircesine. ''Oflamalar, iç çekmeler falan.'' Ses tonu değişmemişti.

''Haa. Onu diyorsun.'' Dedim neyi kast ettiğini anladığımı belirtip. ''Ya şimdi ben evden erken çıktım kola aldım. Kolayı da kafasında patlattım. Geç kaldım ve anneme sunacağım bir bahanem yok. Evde beni bir sorgu bekliyor da.'' Sıkıntılı bir şekilde durumu özetledim.

Halime gülüp ''Gerçekleri anlat,'' dedi sesi ciddiydi yüzünün aksine. ''Her türlü azar işiteceksin zaten. Kaçışın yok.'' Gülümseyişi hâlâ yüzündeydi. Çaresizce tekrar ettim sözlerini. ''Kaçışım yok.''

Baran'la böyle sessiz sessiz yürümek pek güzel değildi. Aklıma annem geliyordu konuşmayınca. ''Katre ben.'' Dedim sessizliğe bir son verip. ''Bildiğine eminim ama yine de söyleyeyim, Baran.'' Dedi muzip bir tavırla.

''Ukala.'' Dedim kınarcasına. ''Cık, cık, cık! Memnun oldum diyeceksin.'' Dedi onaylamaz bir tavırla. Güldüm. ''Memnun oldum.''

''Bende.'' Sesi samimiydi. Yani umarım bu sefer yanılmıyorumdur. İkinci bir Korel vakası kaldıramazdım.

Sitenin önüne gelmiştik bile. Baran'a dönüp ''Teşekkür ederim. Sana da zahmet oldu.'' Dedim tüm içtenliğimle.

Omuz silkti. ''Önemli değil.''

''İyi akşamlar.'' Belli belirsiz bir tebessüm vardı yüzümde.

''İyi akşamlar. Anne gerçekleri anlat. Eminim o kadar fazla kızmaz. Yani umarım.'' Dedi son temennisiyle sırıtıp.

''Umarım.'' Dedim çaresiz bir tonda ve eve doğru yürüdüm, içimden de annemin çok kızmaması için dualar ediyordum.

Annem başta beni dinlemeden biraz kızsa da sonra anlat demişti. 'Ne önemi var ki artık?' demek istesem de dememiştim. Anneme gerçekleri anlatmıştım. Baran'ın dediği gibi fazla kızmamıştı. Daha çok nasihat etmişti. Pek bir fark yoktu sanki...

Akşam yemeğinin ardından içimde hiç ders çalışmağa isteği yoktu. Gerçi o istek hiçbir zaman yoktu ya neyse. Bende annemle biraz televizyon izlemiştim ama sonra sıkılıp odama gelmiştim.

+++

Sevdiğinin resimlerine bakmak bir çeşit özlem giderme yöntemiydi. Ama özlemini daha da arttırırdı. Bile bile bakardın yine de. Bakardın, bakardın, bakardın... 'Keşke' ler' eşlik ederdi sana. Öylece bakardın işte senin için dünyanın en'leri olan o sevgiliye. Ona olan özlemin daha da artıverirdi.

Titreyen ellerinle dokunurdun resme. Acaba gerçeği nasıl hissettirirdi diye düşünmeden edemezdin. Gülümserdin, bir yandan da gözyaşların süzülürdü yanaklarından. Yanındakine kayardı çünkü gözlerin.

Sonra bir kenara bırakırdın resmi. Uzak olmayan bir yere. Bir süre sonra dayanamaz yine bakardın çünkü...

Leptobumu alıp Korel'in tüm sosyal medya hesaplarını incelemeye başladım. Hem belki yeni resim paylaşmıştır ya da profil resmini falan değiştirmiştir.

'Ben senin fotoğraf değiştirme ihtimalini bile sevdim be.' Dedim kendi kendime iç çekerek.

Twitter hesabındaki profil fotoğrafına ne zamandan beridir gülümseyerek bakıyordum bilmiyorum. Değiştirmişti resmini Korel. Resim bile olsa ona bakmak beni heyecanlandırmıştı. Gözlerine bakmak içimi titretmeye yetmişti. Saatlerce onu izleyebilirdim. Bıkmadan, usanmadan... Ki bu yapmadığım bir şey değildi.

Derin bir iç çekip diğer hesaplarına bakmaya başladım. Facesine her girdiğimde bir sinir krizi geçiyordum. İl sınırı içindeki tüm kızlarla resim çektirmesi yetmemiş bölgeye bile el atmıştı resmen. Ne bu böyle ya bu kadar da kızlarla resim çektirilmezdi ki canım.

Hadi çektiriyorsun ama neden sarılıyorsun zalımın oğlu! Derin bir nefes alıp kendime gelmeye çalıştım. Başarılı oldum mu? Tabii ki de hayır! Kızların Korel'i etiketlemesinden nefret ediyordum. Korel'in buna izin vermesinden ise yüzümü yıkarken koluma giren su kadar nefret ediyordum.

Sinirle kapatıp masama koydum leptobumu. Saate gözüm çarptığında 23: 49 olduğunu gördüm. Baya geç olmuştu ve yarın dershane vardı. Bu sinirle uyuyamayacağımı bilsem de yine de uyumaya çalışacaktım. Tabii öncesinde lavaboya gitmem gerekiyordu.

Kafamı yastığıma koyduğumda aklımdan çıkmayan görüntüler resmen full HD kalitesiyle geliyordu gözlerimin önüne. Sıkıntıyla ofladım hem de defalarca kez.

+++

''Katre!'' Annemin sinirli sesini duysam da kafamı yastığın altına koyup uyumaya devam ettim. Yastığı kafama biraz daha bastırıyordum ki bir anda çekildi. ''Katre!'' Annemin tekrar sinirle adımı söylemesiyle sağ gözümü yavaşça araladım.

''5 daki-''

''Hayır Katre!'' dedi keskin bir tonda cümlemi yarıda kesip. Oflayıp kalktım, ayağıma dolanan yorganla yere yapışmaktan annem sayesinde kurtulmuştum. ''Kahramanım benim.'' Dedim yanağına sulu bir öpücük kondurup. Bundan her ne kadar nefret ettiğini bilsem de yine de yapıyordum. Banyoya giderken arkamdan sinirle homurdanıyordu.

Hızlıca kahvaltımı yapıp dişlerimi fırçaladım. Dolaptan mavi gömleğimi ve kot pantolonumu alıp giymeye başladım. Saçlarımı da sıkı bir topuz yaptım. Makyaj yapmayı sevmediğim için hazırlanmam kolay oluyordu. Son kez aynadan kendime baktım. Hırkamı ve çantamı da alıp çıktım.

Ayakkabılarımı giyerken ''Sonunda hazırlanabildin,'' dedi annem bıkkın bir tavırla. ''Kapıyı kendim de kapatabilirim anne. Beni beklemeni gerektirecek bir şey yok ki.'' Ayağa kalktım usulca. Annem bir haftadır izinliydi ve bugün iş başı yapması gerekiyordu. Bu da artık geç kalmalarıma bir son vermem demek oluyordu.

Asansörden inip ilerlerken kolumdaki saate baktım. '' Ya daha çok erken ben neden seninle aynı saate evden çıkıyorum ki?'' dedim sızlanarak.

''Vaktinde gitmek ne zamandan beridir erken gitmek oldu?'' Erken kelimesini vurgulamıştı. Nefesimi sertçe dışarı üflemekten kendimi alamadım. ''İyi dersler anne.'' Bıkkınlığım sesime de yansımıştı. ''Sana da.'' Tavrımı beğenmediğinden olsa gerek biraz sert çıkmıştı sesi.

Güvenlikçimiz Ahmet Amcaya selam verip dershaneye isteksiz adımlarla ilerlemeye devam ettim. Acaba Bi' Yer'in önünden geçse miydim? Bekli Korel'i görürdüm. Yanımda duran arabayla dikkatimi içindekine verdim.

''Bin hadi bırakayım seni de.''

''Evden erken çıktık hem dershanede yakın yolunu uzatma benim için git sen.'' Dedim sakince.

''Peki, sen bilirsin.'' Sesinde hâlâ biraz tereddüt vardı.'' İyi dinle derslerini, dikkatli ol. Tamam mı annecim?'' Diye devam etti sözlerine. ''Tamam.'' Dedim uzatarak.

Yavaş yavaş yürümeye başlarken yarım kalan içsel tartışmama kaldığım yerden devam ettim. Acaba Bi' Yer'in önünden geçse miydim? Geçmese miydim? Tek başıma oradan geçtiğim olmuştu tabii ki ama bu yine de içimi rahatlatmıyordu. Nefesimi sertçe dışarı üfledim.

Yol ayrımına geldiğimde kararımı hâlâ verememiştim. Derin bir nefes alıp verdim. 'Aman sende amma abarttın Katre ne olabilir ki yani?' deyip yürümeye başladım.

Korkmak değil de çekinmekti benimkisi. Korel'i görünce elim ayağım birbirine dolanıyordu. Kalbim hiç olmadığı kadar hızlı atıyordu. Yanımda birinin olması bunları yaşamama engel değildi tabii ki ama bir nebzede olsa iyi geliyordu.

Terleyen ellerimi pantolonuma sildim. Onu göreceğim belli bile değildi. Ama ihtimali bile beni fazlasıyla heyecanlandırmaya yetiyordu. Telefonumu çıkarıp kendime baktım. Eh işte her zamanki bendim. Saate de bakıp tekrar çantama koydum.

Derin bir nefes aldım ve sırtımı dikleştirip yürümeye devam ettim. Öylesine o tarafa bakıyormuşum gibi yaptım. Of ama ya! Kafenin önü bomboştu. Of! Heyecanımda, umudumda boşunaydı işte. Adımlarımı sinirle hızlandırdım. Arkamdan sertçe kapanan bir kapı sesi gelse de önemsemeden yürümeye devam ettim.

Yere düşen ya da atılan eşya sesine karışan hırçın bir hıçkırık sesi durmama neden oldu. Kafamı çevirip ne olduğuna baktım merakla. Üzerinde kot şort, ona büyük geldiği her halinden belli olan beyaz bir tişört ve beyaz konversleri olan sarışın bir kız... Kaldırıma oturmuş kafasını da dizlerine koymuş hıçkırarak ağlıyordu. Yan tarafta bir çanta vardı. Demek ki çantasını yere atmıştı. Çünkü düşmüş gibi durmuyordu.

Çatılan kaşlarımla bedenimi tamamen ona döndürdüm. Acaba kimdi? Neden ağlıyordu? Yanına gitse miydim? Yoksa hiçbir şey olmamış gibi dershaneye mi gitseydim? Bir an bocalasam kıza doğru ilerlerken buldum kendimi.

Kafasını kaldırıp bana bakmadı. Ya geldiğimi fark etmemişti ya da umursamamıştı. İlkini tercih ederdim. Yani ben buraya kadar gelim ve sen beni umursama. Olacak şey mi? Boğazımı temizleyip dikkatini çekmeye çalıştım. İrkilerek başını kaldırdı. Demek ki geldiğimin farkında değildi.

Ceren? Kaşlarım çatıldı.

Ceren Gerçek. Okuldan tanıdığım bir kızdı. Tanıdığım derken; işte bildiğim şey bizden bir yaş büyük olduğu ve adıydı. Daha önce hiç konuşmuşluğumuz yoktu. Zaten onun gibi biriyle de samimi olacak biri değildim. Sürtüklük kategorisinde tartışmasız ilk sırada yer alırdı.

Çantamdan bir ıslak mendil ve peçete çıkarıp ona uzattım. Akan makyajıyla cidden berbat görünüyordu. Bana boş boş bakarken elimdekileri aldı. Gitmekle kalmak arasında kaldım bir süre ama sonra yanına oturdum. ''Anlatmak istersen dinlerim. Ya da yalnız kalmak istiyorum dersen de giderim.'' Dedim yumuşacık bir sesle.

Ağlayışı aynı hızda devam ediyordu. Bana dönen bakışlarıyla, sözlerime şaşırdığı da açıkça belliydi. Kabaca burnunu çekip bana sarıldı. Bu beklemediğim bir şeydi. Bende kollarımı ona doladım ve sırtını yavaş yavaş okşadım. Birini teselli etme konusunda pekiyi değildim. Ama idare edecekti artık...

Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Ama ikimizde konuşmamış sadece sarılmış vaziyette duruyorduk. Ağlayışı önce iç çekişlere dönmüş, şimdi ise sakinleşmiş gibiydi. Biri ağlayınca dayanamayıp ağlayan insanlardan değildim. Ama üzülürdüm bende.

Kim olduğu önemli değildi benim için. O ağladıkça üzülmüş, bir nebze de olsa sakinleşmesi için yavaş yavaş sırtını okşamaya devam etmiştim. Neden sabahın köründe burada olduğunu ve onu bu derece hıçkırıklara boğan olayın ne olduğunu da deli gibi merak etmiştim. Ama tabii ki soramamıştım.

Yanımızdan geçip giden birkaç kişi merakla bize baksa da pek önemsememiştim. Ama yanı başımızda duran siluetle bakışlarımı ona yöneltmek zorunda kaldım.

Bunun burada ne işi vardı?

Ceren neden ağlıyordu?

Gelen kim?

Bekliyorum yorumlarınızı...

Bạn đang đọc truyện trên: AzTruyen.Top