İkinci Bölüm: On Üçüncü Kısım

Elizabeth, Darcy'nin mektubunu aldığı zaman gerçi bir akşam önceki evlenme isteğinin yineleneceğini ummuş değildi; ama bu çeşit açıklamalarla karşılaşacağını da doğrusu hiç beklememişti. Bu satırları ne derece heyecanla okuduğunu ve nasıl çelişkili duygulara kapıldığını anlayabilmek güç olmasa gerektir. Mektubu okudukça içinde kabaran duyguların sözle anlatılamayacağını söylesek yeri var.

İlk önce genç kız, Darcy'nin özür dilemeyi aklının ucundan bile olsa geçirişine şaşakaldı. Gene de onun, günahlarını hiçbir zaman bağışlatamayacağına, herhangi bir özür ortaya sürerken utançtan yüzünün kızaracağına kesinlikle inanıyordu. Böylece onun hiçbir dileğine inanmamak için verilmiş bir önyargıyla mektubu okumaya başlamıştı. Büyük heyecan duyduğundan okuduğunu anlayacak durumda değildi. Darcy'nin bir sonraki cümlede ne diyebileceğini düşünüp hırslanması yüzünden, okuduğu cümle aklına girmiyordu.

Onun, Jane'in Bingley'yi sevdiğinden habersiz görünüşünü, Elizabeth o saat düpedüz bir yalan olarak damgaladı. Aile düzeyi konusundaki sözleri öylesine tepesini attırdı ki, Darcy haklı bile olsa, kızın bunu doğrulayacak sabrı kalmadı. Darcy ettiklerinden hiç de pişman görünmüyordu. Bu, tam Elizabeth'in ondan beklediği tutumdu. Darcy'nin yazısında, pişmanlık göstermek şöyle dursun, meydan okuyan bir anlatım egemendi. Tepeden tırnağa kibir ve küstahlık.

Ne var ki sıra Bay Wickham konusuna gelince genç kız dikkatini biraz toplamayı başardı. Eğer doğruysa Wickham'ı olduğu gibi gözünden düşürecek olan bu öyküyü, tanımlanması çok zor olan duygular içinde okudu. Şaşkınlık, korku, hatta dehşet bürüdü ruhunu. Darcy'nin yazdıklarının hepsini aklından silmek istiyor ve durmadan, "Yalan bu! Olamaz! Küstahça uydurulmuş bir yalan!" diye mırıldanıyordu. Böylece, son paragraflarından hiçbir şey anlamaksızın, mektubu bitirince hemen dürüp cebine attı. Kendi kendine bu mektuba hiç önem vermeyeceğine, bir daha hiç okumayacağına yemin ediyordu.

Ama olacak şey değildi bu. Birkaç dakika sonra mektup gene açılmış ve genç kız kendini elinden geldiğince toparlamaya çalışarak Wickham'a yöneltilen o yıkıcı sözcükleri yeniden okumaya başlamıştı. Elizabeth, bu kez her cümlenin anlamını inceleyebilecek kadar iradesine söz geçirmeyi başardı. Wickham'la Pemberley sahipleri arasındaki ilişkinin ayrıntısı, tıpkı Wickham'ın kendi anlattığı gibiydi. Baba Darcy'nin yaptığı iyilikler de Wickham'ın sözlerini tutuyordu. Yalnız Elizabeth şimdiye dek bu iyiliklerin bu derece büyük olduğunu bilmemişti. Kısacası buraya kadar, iki erkeğin sözleri birbirini tutmaktaydı, ama vasiyet konusuna gelince birbirinden tümüyle ayrılıyordu. Wickham'ın bu konuda anlattıkları, hâlâ taptaze, Elizabeth'in aklındaydı. Genç kız bunları neredeyse kelimesi kelimesine anımsıyordu. Onun için iki erkekten birinin son derece büyük bir yalan attığını düşünmemek elde değildi. Genç kız bir süre, duygularına kapılıp yalan söyleyenin Darcy olduğunda direnerek kendini avuttu. Gelgelelim sayfaları büyük bir dikkatle üst üste okudukça kuşkuya düşmekten kendini alamadı. Mektubu elinden bıraktı ve tarafsız olmaya çalışarak her cümleyi kafasında titizlikle tarttı. Her savın doğruluk derecesini kestirmeye çalıştı, ama başaramadı. Darcy'nin suçsuz, hatta haksızlığa uğramış olması kimi yönlerden olası görünüyordu.

Darcy'nin Wickham'a yüklediği başıboşluk ve serserilik şuçlaması Elizabeth'i beyninden vurulmuşa döndürmüştü. İşin en kötü yanı, genç kızın bu suçlamaları çürütebilecek herhangi bir kanıt bulmak yeteneğinden yoksun olmasıydı. Wickham'ın yaşantısı üstüne Hertfordshire'da, onun anlattıklarından başka hiçbir şey bilinmiyordu. Zaten Elizabeth de onun gerçek kişiliği konusunda herhangi bir soruşturma yapmak gereğini duymamıştı. Yüzünün, sesinin, davranışlarının güzelliğine, çekiciliğine kapılarak onda her türlü erdem ve üstünlüğün bulunduğuna kendini inandırmıştı. Şimdi Elizabeth kafasını zorluyor ve gene subayın iyiliğini, insanlığını ve dürüstlüğünü ispatlayarak Darcy'nin suçlamasını çökertecek bir olay, bir davranış anımsamaya çalışıyordu. Yazık ki bu konuda imdadına yetişecek hiçbir anı yoktu. Genç kız şu anda gözünü kapasa, Wickham'ı gene görür gibi oluyordu – bütün sevimliliği ve çekici davranışlarıyla. Gelgelelim onun bir salon adamı olarak kazandığı hayranlıktan ileri bir şey aklına gelmiyordu. Elizabeth mektubu okumasını sürdürdü. Ah, ne yazık! Daha dün Albay Fitzwilliam'la aralarında geçen konuşma, mektupta anlatılan Bayan Darcy serüvenini doğrular nitelikteydi. Zaten sonunda gene Albay Fitzwilliam, anlatılanların doğruluğuna tanık olarak gösteriliyordu. Albayın da dürüst ve onurlu bir insan olduğu kuşku götürmezdi. Bir ara gidip albaya başvurmak geldi Elizabeth'in içinden, ama böyle bir şeyin çok tuhaf kaçacağını düşünerek vazgeçti. Sonunda, Darcy'nin doğruyu söylemese böyle bir tehlikeyi dünyada göze alamayacağı kanısına ulaştı.

Phillipslerin evinde ilk karşılaştıkları gece Wickham'la kendi arasında geçen konuşma hâlâ aklındaydı. Genç adamın kullanmış olduğu birçok deyim belleğinde taptaze duruyordu, hâlâ. Şu sırada düşününce, birden, onun daha yeni tanıdığı bir kıza bu derece gizli şeyler anlatmasındaki uygunsuzluk dikkatini çekti. Elizabeth, bu noktanın şu zamana değin dikkatinden kaçmış oluşuna şaştı. Wickham'ın Darcy ile karşılaşmaktan korkusu olmadığını ileri sürerek böbürlenişini anımsıyordu. Genç adam, "Dilerse Bay Darcy gitsin, ben yerimden kımıldamam," diye konuşmuştu. Ama gene de hemen ertesi hafta Netherfield'de verilen baloya gelmekten kaçınmıştı. Elizabeth'in şimdi fark ettiği bir şey daha vardı: Netherfieldliler orada bulundukları sürece Wickham başından geçenleri yalnızca Elizabeth'e anlatmıştı. Ama onlar Londra'ya gittikten sonra bu serüven herkesin ağzına düşmüştü. Wickham gerçi o ilk akşam Elizabeth'e, ölmüş olan koruyucusunun anısına saygı beslediği için onun oğlunu hiçbir zaman kötüleyemeyeceğini söylemişti, ama sonradan Darcy'yi her yerde, herkese karşı yerin dibine batırmaktan hiç çekinmemişti.

Şimdi Wickham'ın yapıp ettikleri nasıl da bambaşka bir anlama bürünüyordu; Bayan King'e ilgi göstermesi doğrudan doğruya iğrenç çıkar kaygılarının bir sonucu olsa gerekti. Hele Bayan King'in varlığının orta halli oluşu artık Wickham'ın tokgözlü oluşuna değil de, "hiç yoktan iyidir" diye ne bulursa kapacak kadar darda olduğuna bir kanıttı. Genç adamın Elizabeth'e karşı olan tutumu da şimdi özür kaldırmaz bir anlam kazanıyordu. Ya ilk başta kızı zengin sanmış ya da onun düşünüp taşınmadan gösterdiği yakınlığı körükleyerek erkeklik gururunu doyumlamıştı. Böylece Elizabeth'in onu temize çıkarmak için çırpınışları gitgide zayıflamaya başladı. Hatta çok önceden, Jane'in bu konuda sorduğu sorular karşısında, Bingley de arkadaşı Darcy'nin suçsuz olduğunu ileri sürmemiş miydi? Bu da Darcy'nin doğruyu söylediğinin bir başka kanıtı değil miydi? Elizabeth şunu da kabul etmek zorundaydı ki Darcy tüm gururuna, soğuk ve küstah davranışlarına karşın şunca zamandır hak yiyici, zalim ve ikiyüzlü olduğunu gösteren hiçbir davranışta bulunmuş değildi. Tersine, ilkelerine bağlı, ahlak ve vicdan sahibi bir insan olduğu her tutumundan belliydi. Kendini tanıyanlarca sayılıyor ve el üstünde tutuluyordu. Wickham bile onun sevecen, titiz bir ağabey olduğunu vurgulamıştı. Elizabeth onun kız kardeşi Georgiana' dan son derece büyük bir sevgiyle söz ettiğini kaç kez duymuştu ki, bu da Darcy'nin aynı zamanda sevmesini bilebilen bir insan olduğunu ispatlardı. Oysa Wickham' ın dediği işleri yapmış olsaydı, hak ve hukuku böyle göz göre göre çiğneseydi, hiçbir zaman çevresindekilerden gizli tutamazdı. O zaman da öyle davranabilen bir adamla, sözgelişi Bay Bingley gibi iyi yürekli ve temiz bir erkek, hiçbir zaman böyle canciğer arkadaş olamazlardı.

Şimdi artık Elizabeth kendi kendinden utanmaya başlamıştı. Hem Wickham'ı hem de Darcy'yi aklına getirdikçe kör gibi gözü kapalı, gülünç davrandığını ve önyargıları yüzünden tarafsız kalamadığını anlıyordu. İçinden, ne çirkin davranmışım ben, diye yakındı. Ben ki görüşlerimin yerinde oluşuyla övünürüm! Kimsenin aklını beğenmem. Ablacığımın iyi ve insancıl davranışlarını yerer, çevremdekilerde kusur bulacak yan ararım. Bu derece yanılabileceğimi anlamak benim için ne büyük bir sarsıntı. Ama yerden göğe dek hak ettim ben bu silleyi. Wickham'a âşık olsaydım ancak bu kadar kör gibi gözü kapalı gezebilirdim. Ama âşık bile değildim. Beni bu derece yanıltan kendimi beğenmişliğimdir. Tanışmamızın daha başlangıcında bu iki erkekten birinin bana gösterdiği soğukluk beni gücendirmiş, öbürünün hayranlığıysa gururumu okşamıştı. Böylece peşin karar ve yargılarla gözümün bağlanmasına boyun eğdim ve sağduyuyu bir kenara itiverdim. Şu dakikaya dek meğer ben kendi kendimi bile tanımıyormuşum.

Düşünceleri kendinden Jane'e, Jane'den Bingley'ye kaydı ve Darcy'nin bu olayı anlatışını inandırıcı bulmadığından, mektubun o bölümünü yeniden okumaya karar verdi.

Bu ikinci okuyuşunun etkisi bambaşka oldu. Wickham konusunda yazılanlara inandığına göre, Jane ve Bingley'nin ilişkileri konusunda söylenenler de doğru olmalıydı. Örneğin Darcy, Jane'in Bingley'yi sevdiğinden habersiz olduğunu ileri sürüyordu. Mektubun bu bölümünde Elizabeth, arkadaşı Charlotte'un bu konudaki düşüncelerini anımsamaktan kendini alamadı. Darcy'ye bu konuda hak vermemek elde değildi. Jane duygularını, ne denli ateşli olurlarsa olsunlar, pek az ortaya vururdu. Ve her zaman öylesine güler yüzlü, o derece serinkanlı davranırdı ki, onun aslında çok duygulu olduğunu çoğu kimse bilemezdi.

Darcy'nin, onların ailesini yerdiği satırlara gelince, genç kız utancından yerin dibine geçti. Belki Darcy'nin bunları böyle açıkça yazması küstahlıktı, ama yergilerinde haklı olduğu da yadsınamazdı. Elizabeth kendi kız kardeşiyle annesinin topluluk içindeki davranışlarını en az Darcy kadar yermiyor muydu? Genç kız bu arada Jane'e ve kendisine yöneltilen övgülerden çok hoşlanmıştı. Gene de ailesinin bıraktığı kötü etki yüzünden duyduğu ezikliği bu kıvanç gideremiyordu. Jane'in uğradığı hayal kırıklığına kendi yakınlarının yol açmış olduğunu düşündükçe içi öyle bir kararıyordu ki, genç kız ömründe bu denli karamsar olmamıştı. Böylece, karmakarışık düşüncelerden beyni fırıl fırıl dönerek, olayları yeniden gözden geçirip olasılıklar üzerinde durarak ve düşüncelerinde yer alması gereken bu önemli tepeden inme değişikliği elinden geldiğince sineye çekerek, korulukta tam iki saat gezindi. Sonunda, yorulunca uzun zamandır dışarıda olduğunu ayrımlayarak eve döndü. Her zamanki gibi neşeli görünmeye çalışıp mektubu şimdilik unutmaya karar vererek içeri girdi.

Girer girmez, Rosings'te konuk kalan iki beyefendinin (Bay Darcy ile Bay Fitzwilliam) o dışarıdayken papaz evine gelip gitmiş olduklarını öğrendi. Bay Darcy yalnızca birkaç dakikalık bir veda ziyareti için gelmiş. Albay Fitzwilliam'sa Elizabeth döner umuduyla belki bir saate yakın oturmuş. Üstelik koruya gidip onu bulmaya bile karar veriyormuş neredeyse. Onlara yetişemediği için üzülmüş gibi görünmek Elizabeth'e pek zor geldi. Aslında buna seviniyordu. Şimdi onun aklı fikri yalnızca mektuptaydı.

Bạn đang đọc truyện trên: AzTruyen.Top